<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202</id><updated>2012-02-02T14:33:09.531-08:00</updated><title type='text'>Burak Avcı</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>35</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-8301326629482636005</id><published>2012-01-06T17:04:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T17:13:05.526-08:00</updated><title type='text'>En Güzel Deniz</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gWvtefMXC10/Twea_ZFvAaI/AAAAAAAAAww/08o790umqOI/s1600/zirve.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 388px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-gWvtefMXC10/Twea_ZFvAaI/AAAAAAAAAww/08o790umqOI/s400/zirve.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694690667690656162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Geçmişe saplanıp kalmamdan korkan arkadaşıma…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bremen’de tanıştığım bir akademisyen bir akşam yemeği sırasında durup dururken “Başarılı olduğunu düşünüyor musun” diye soruverdi. Şaşırdım önce. Ne diyeceğimi bilemedim. Sonra nasıl olduysa  “Çok tehlikeli bir soru” diye yanıtladım ve ekledim “Başarılı olduğumu düşündüğüm an başarısızlığımın başladığı andır.” Bilinçli bir şekilde söylenen bir söz değildi bu aslında; söylediklerimin ne anlama geldiğini ve hangi olayların bende böyle bir intibah bıraktığını yavaş yavaş öğreniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarının bir sonuç değil bir süreç olduğunu düşünüyorum. Çoğu insanın yaptığı gibi başarı bir sonuç olarak algılanırsa başarısızlığa yol açabiliyor. İnsanoğlu doğası gereği sahip olduğu değerleri göz önünde tutmaya çalışırken; sahip olmadıklarını ise halının altına süpürüyor. Artılar daima göz önünde olunca insan başarılı olduğunu zannedip başarması gereken veya başarabileceği diğer konuları görmemezlikten geliyor. Yani bir bakıma başarı insanın gözünü “kör” ediyor ve başarısızlığının üzerini örtüyor. Durum böyle olunca ortalık başarı “mastürbasyonu” yaparak tatmin olan başarısız insanlarla doluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman geçmişimden dersler çıkarmaya çalışıyorum. Bu dersler ışığında eksiklerimi ve yanlışlıklarımı belirleyip kendimce kişisel geleceğime yön veriyorum. Geçmişi acımasızca eleştirmemin, mühendislik eğitimimi arka plana atmamın temel nedeni budur. Şu ana kadar güzel işler yaptığımın farkındayım. Bunları kesinlikle küçümsemiyor; asıl bu işleri “başarı” olarak algılamanın geçmişe saplanıp kalmakla eşdeğer olduğunu düşünüyorum.  Yapabileceğim en iyisini yapmaya çalışıyorum.  En iyiyi yaptığım günün hayali yanında ertesi gün onu da beğenmeyip daha iyilerini aramanın hayalini de kuruyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni denizlere yol almanın heyecanını daima içimde taşıyorum. Çünkü biliyorum ki en güzel deniz henüz gidilmemiş olandır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-8301326629482636005?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/8301326629482636005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=8301326629482636005' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8301326629482636005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8301326629482636005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2012/01/en-guzel-deniz.html' title='En Güzel Deniz'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-gWvtefMXC10/Twea_ZFvAaI/AAAAAAAAAww/08o790umqOI/s72-c/zirve.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-8533218071688394233</id><published>2011-11-21T06:54:00.000-08:00</published><updated>2011-11-21T07:24:57.934-08:00</updated><title type='text'>Celal Tan ve Türkiye’nin “Orta”daki Sınıfı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5eLx7s6c4vU/TspmTvJM1xI/AAAAAAAAAwE/jjclxbkOcas/s1600/306358_203959239675458_141835355887847_515018_209347444_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-5eLx7s6c4vU/TspmTvJM1xI/AAAAAAAAAwE/jjclxbkOcas/s400/306358_203959239675458_141835355887847_515018_209347444_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677462769512535826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, Onur Ünlü’nün son filmi “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” adlı filmini seyrettim. İlk olarak aşırı uzun ismiyle dikkat çeken film tam bir kara komedi. Anayasa Hukuku Profesörü Celal Tan’ın genç yaştaki eşini öldürmesiyle başlayan trajikomik olaylar silsilesini konu edinen film, çok katmanlı yapısıyla uzun süredir zihnimi kurcalayan Türkiye’deki orta sınıf sorununun muhteşem bir izdüşümünü sunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde, suçun duyulmasının işlemesinden daha önemli olduğunu sık sık öğütleyen, “Bir şeyin şüyuu, vukuundan beterdir” deyimiyle bu durumu ölümsüzleştiren Türk kültürünün acımasız bir eleştirisi yapılırken aynı zamanda Türkiye’de son yıllarda gelişen "kültür"lü fakat ahlaksız orta sınıfın bir fotoğrafı çekiliyor. Evde karısını “kimseler görmeden” acımasızca öldüren Celal Tan, sokağa çıktığında trafik ışıklarında yeşilin yanmasını bekleyerek el âleme rezil olmaktan kurtuluyor; şöhretinin zedelenmemesi için bir hukuk profesörü olarak kendi işlediği cinayeti ört bas etmek için elinden geleni yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film, Anadolu’nun son yıllarda hızla “modernleşen” şehri Eskişehir’de geçiyor. Onur Ünlü mekân olarak bu şehri seçmesiyle orta sınıf eleştirisi yapmaya çok uygun bir laboratuar yaratıyor kendine. Bu laboratuarın içine güzel bir şekilde yerleştirilen “Anayasa Hukukçuları Derneği”nde Celal Tan’ın yaptığı teşekkür konuşması sırasında kendini kaybederek ettiği küfürler elit ortamın sahte büyüsünü ortadan kaldırarak seyirciye “kral çıplak” dedirtiyor. Derneğin profilinin aksine her gece sahneye çıkan rock grubu( solisti rektörün yeğeni oluyor) orta sınıfın zevkleri konusunda ipuçları veriyor. Ayrıca üvey annesinin sevgilisinin grubun solisti olduğunu anlayan Celal Tan’ın oğlu Kamuran’ın, solistin boğazına sarılmışken bir anda rektörün yeğeni olduğunu öğrenmesi ve rektörle arasındaki masaj koltuğu işine binaen solistle bir anda “tamamen duygusal” bağlar kurarak kırk senelik arkadaş olması orta sınıfın güce ve paraya tapan değer yargılarını ifşa ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir’in en takdir edilen ailelerinden biri olan Tan ailesinin tümünün cinayete tanık olmasına rağmen üç maymunu oynaması fakat maktulun kör kardeşinin olayı sezgi yoluyla kısa sürede çözmesi de filmdeki ilginç ayrıntılardan biri. Tan Ailesi için bir aşamadan sonra cinayet olgusu olağan bir hal alıyor. Anayasa Hukukçusu babasından feyiz alan Jülide de, soruşturmayı yürüten cinayet masası dedektifinin nezaretinde sevgilisini gözünü kırpmadan öldürüyor. Filmin sonunda, Jülide’nin yeni sevgilisi dedektifin yönlendirmesiyle, Celal Tan’ın büyük hayranı apartman kapıcısı Özge Tan’ın katili; kör kardeşin ise Jülide Tan’ın öldürdüğü sevgilisinin katili olarak mahkeme tarafından tutuklandığını öğreniyoruz. Böylece final sahnesinde Onur Ünlü, Türkiye’deki adalet sisteminin kokuşmuşluğunu ve “haklı olan değil güçlü olan kazanır” deyişini tokat gibi yüzümüze çarpıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir dilimin ucunda olan fakat bir türlü toparlayıp yazıya dökemediğim Türk Burjuvası’nı muhteşem bir şekilde beyazperdeye yansıtmış Onur Ünlü. Zevkli görünen ama zevksiz olan, suçlu olan ama haklı görünen, paraya ve güce tapan Türkiye’nin “orta”daki sınıfından daha nice filmler çıkacak ama Celal Tan, 21. yüzyılın başlarındaki Türkiye’nin sosyolojik profilinin bir röntgeni olarak hep hatırlanacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-8533218071688394233?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/8533218071688394233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=8533218071688394233' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8533218071688394233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8533218071688394233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2011/11/celal-tan-ve-turkiyenin-ortadaki-snf.html' title='Celal Tan ve Türkiye’nin “Orta”daki Sınıfı'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-5eLx7s6c4vU/TspmTvJM1xI/AAAAAAAAAwE/jjclxbkOcas/s72-c/306358_203959239675458_141835355887847_515018_209347444_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-7821987010034282003</id><published>2011-09-01T18:03:00.000-07:00</published><updated>2011-09-04T15:55:49.905-07:00</updated><title type='text'>Max Planck Günlükleri III</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-UhUTTgNgun4/TmAr1C8T74I/AAAAAAAAAd0/fkdMV767cGE/s1600/_VD17390a.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-UhUTTgNgun4/TmAr1C8T74I/AAAAAAAAAd0/fkdMV767cGE/s400/_VD17390a.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5647562123045498754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Okyanusa Doğru Son Düzlük &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;MPI Bremen’deki ikinci maceram geçen seneye göre daha rahat başladı. Geçen sene yabancı bir ülkeye ve değişik bir laboratuara uyum sağlamanın yarattığı alışma sürecini bu yıl hiç yaşamadım desem yeridir. Aslında bir sorun vardı: hava!  Kırk sene düşünsem ağustos ayında güneşi görüp de bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi. Almanlar bu havayı “bahar” havasına benzetiyor ama benim için İstanbul’un kışından farksız. Diğer yandan yağmurlu havaların laboratuarda çalışmak için ideal olduğunu savunanlar da var tabii! &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Bu sene Bremen’e geliş sebebim deniz araştırmaları enstitüsü MARUM’un deniz bilimleri konusunda araştırma yapmak isteyen lisans öğrencilerine verdiği yaz bursuydu. Geçtiğimiz sene yanında staj yaptığım Prof. Dr. Rudolf Amann’ın (nam-ı diğer Rudi)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;himayesinde bursa başvurdum ve seçildim. Araştırma konum, geçen sene bir süre üstünde çalıştığım fakat zaman darlığı nedeniyle yeterince odaklanamadığım “Spülsaum” konusunda detaylı bir araştırma yapmaktı. Spülsaum, Almancada sahildeki kahverengi yosun kolonilerini tanımlayan ilginç bir cümle. Çoğu Alman da bu kelimenin anlamını bilmiyor, nitekim “Ne üstüne çalışıyorsun?” diye soranlara uzun uzun spülsaumun ne demek olduğunu anlatmak zorunda kaldım. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Spülsaumun en önemli özelliği tampon bir habitat olması. Normal şartlar altında denizde yaşayan yosunlar, dalga veya gelgit etkisiyle karasal ekosistem içerisinde yaşamak zorunda kalıyor ve bu durum, spülsaum üzerinde yaşayan mikrobiyal topluluk üzerinde değişen koşullara uyum sağlama amacıyla birtakım değişiklikler yapmayı zorunlu kılıyor. Bizim araştırma konumuz da, genel anlamda bu değişikliklerin ne olduğuydu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Kış aylarında bursa kabul aldıktan sonra Rudi’nin isteğiyle bir araştırma planı oluşturdum. Bremen’e geldiğim ilk günlerde Rudi ile bu planı tartıştık; son halini verip önümüzdeki iki ay için genel bir plan yaptık ve bir çerçeve çizdik.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;İki aylık planı yaptıktan sonra artık iş başa düşmüştü…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Geçen sene MPI Bremen’de geçirdiğim 2 ay boyunca “zaman serisi” denilen bir metotla Kuzey Denizi’ndeki mikrobiyal çeşitliliğin zamana bağlı değişimini incelemiş ve sadece tek bir yöntem kullanmıştım: CARD-FISH. Aynı zamanda bu araştırma güdümlü bir şekilde yürüdü ve projenin diğer elemanları da bana ellerinde geldiğince yardım edip yönlendirdi. Bu kez ise durum farklıydı. Bu kez laboratuarda yalnızdım ve baştan sonra Rudi ile birlikte tasarladığımız bağımsız bir projeyi uygulayacaktım. Kısacası özgürdüm ama özgürlüğün de bir bedeli vardı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Bu sene uygulayacağım yöntem spülsaum içerisinde yaşayan mikrobiyal topluluğun DNA’sını izole edip DNA üzerinde bulunan 16S rRNA genini PCR ile çoğaltmak; daha sonra klonlama yapıp mikroorganizmaların 16S rRNA geninin sekansını elde ettikten sonra mikrobiyal topluluk için bir filogenetik ağaç oluşturmaktı. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Hedefimiz, geçen seneden farklı olarak daha karmaşık bir metot uygulayıp, daha kesin sonuçlar almaktı. Bu yöntemin çoğu adımını Türkiye’de uygulamıştım ve kendime güveniyordum fakat bir sorun vardı: burası Türkiye’de çalıştığım, aşina olduğum laboratuar değildi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Laboratuar havası solumuşlar “aşina” kelimesinin ne kadar da önemli olduğunu anlayacaklardır. Ben de geçen sene yaşadığım tecrübeye güvenerek MPI laboratuarlarına “aşina” olduğumu düşündüm başta ama yeterince “aşina” değilmişim. Zira bu sene uyguladığım yöntem geçen sene uyguladığım yöntemden çok farklıydı. Farklı bir yöntem de aşina olduğunuzu sandığınız laboratuara farklı bir kapıdan yeniden girmek demekti. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Aşina olduğunuz laboratuara farklı bir kapıdan girmek PCR yaparken yanlış tüp kullanmak, 96 klonu çok kanallı pipet yerine normal pipetle saatler harcayıp teker teker almak, jelde 200 Volt ile DNA koşturmaktı. Durum böyle olunca, her şeye sıfırdan başladım desem yeridir. Özgürlüğün de bir bedeli vardı elbet…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Kolay geçmedi iki ay. Saatler boyunca üstünde çalıştığın bir deneyin çalışmadığı görmek insanı kahrediyor. Ama insan işini sevince “ben nerede hata yaptım” diye sorup geçmişi unuttuktan sonra ertesi gün yeniden başlıyor herşeye. Bir daha çalışmazsa deney bir daha soruyor aynı soruyu kendine ta ki çalışana kadar. Deney çalışınca duyulan haz ise paha biçilemez. Jel üzerindeki PCR ürünlerini ilk gördüğümde ağlayasım geldi desem yeridir. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Her hafta Rudi ile görüşüp yaptığım çalışmalar hakkında bilgi verdim ve akıl danıştım. İşler yolunda gitmediğimde her defasında aynı öğüdü işittim Rudi’den: “telaş yapma; moralini bozma, hiçbir deney bir kerede çalışmaz” . Aslında iki aylık süreçte öğrendiğim en önemli şeyin bu kısa cümlenin içerisinde saklıydı: sabır. Tez canlı bir insan olarak sabretmek benim için zor oldu her şeye rağmen MPI’da geçen iki ay boyunca sabretmeye giden yolda önemli adımlar attığımı düşünüyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Hummalı bir çalışmanın ardından iki aylık mesainin ürünü olan filogenetik ağacı elde ettim. Bundan sonra verileri yorumlamam gerekiyordu. Bu safhada Rudi devreye girdi. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Eşsiz vizyonuyla parçaları bir bütün haline getirerek büyük resmi görmemi sağladı ve spülsaum için bir model ortaya koydu. Model, sülfürü oksitleyen ve sülfatı indirgeyen bakteriler arasında bir etkileşimi öngörüyor ve spülsaum içerisinde bir sülfür dönüşümünü öne sürüyor. Model, iki aylık kısa bir çalışmanın ürünü ve farklı yollardan kanıtlanması gerekiyor. Bu haliyle bir “hipotez” konumunda.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Araştırmanın sonuçlarını MARUM’da burs programı dâhilinde Bremen’e gelen 7 öğrenci ile birlikte bir sempozyumla sundum ve güzel tepkiler aldım.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;Bremen’den ayrılmadan önce o sırada şehir dışında bulunan Rudi’ye bir veda e-postası göndererek teşekkür ettim ve sürpriz bir şekilde Rudi, “yarı-resmi” bir referans mektubuyla cevapladı postamı. Rudi, mektupta iki senelik süreçte benim hakkımda edindiği gözlemleri paylaşıyor ve MPI Bremen’in Master-Doktora programı olan MarMic için başvurumu beklediğini söyleyerek noktalıyordu mektubu. Rudi’den böylesine hoş cümleler duymak benim için büyük onur. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; "&gt;İkinci MPI Bremen maceramı böylece sonlandırdım. Bremen’den ayrılırken MPI binasına son kez baktım, aklıma birden Küçük Kara Balık geldi. “Okyanusa çok az kaldı” dedim kendi kendime…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-7821987010034282003?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/7821987010034282003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=7821987010034282003' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7821987010034282003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7821987010034282003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2011/09/max-planck-gunlukleri-iii.html' title='Max Planck Günlükleri III'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-UhUTTgNgun4/TmAr1C8T74I/AAAAAAAAAd0/fkdMV767cGE/s72-c/_VD17390a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-7825828516926777558</id><published>2011-06-10T17:10:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T15:33:36.998-07:00</updated><title type='text'>İnsanlık Tutulması</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3DkThW1eav4/ThyQOLVpN8I/AAAAAAAAAXw/TgLsUyXgAco/s1600/erdogan_cok_kizgin.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 318px; height: 259px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-3DkThW1eav4/ThyQOLVpN8I/AAAAAAAAAXw/TgLsUyXgAco/s400/erdogan_cok_kizgin.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628532207542417346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ey Tayyip Erdoğan!&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam NTV’de yayınlanan röportajının, Hopa’da hayatını kaybeden Metin Lokumcu ile ilgili kısmını seyrederken kanım dondu. Nutkum tutuldu, uzun süre kendime gelemedim. İnsanlığımdan utandım…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ey Tayyip Erdoğan!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ölen birisinin arkasından nasıl böyle pervasızca konuşabiliyorsun?&lt;br /&gt;Nasıl böyle vicdansız olabiliyorsun?&lt;br /&gt;Nasıl pişkince, utanmadan “bir sizden bir bizden” der gibi “Metin Lokumcu öldü ama benim koruma polisim de ağır yaralandı” diyebiliyorsun?&lt;br /&gt;Nasıl böyle kalpsiz olabiliyorsun?&lt;br /&gt;Senin peygamberin Muhammed “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” derken sen nasıl oluyor da hakkını arayan insanlara yaptığın onca kötü muameleye karşı hâlâ dindar olduğunu söyleyebiliyorsun?&lt;br /&gt;Nasıl o insanlara yapılan insanlık dışı müdahaleyi savunabiliyorsun?&lt;br /&gt;Nasıl bu kadar hoşgörüsüz olabiliyorsun?&lt;br /&gt;Bunca işkenceye, Silivri’ye tıktığın onlarca insana rağmen nasıl hala “ileri demokrasi” yalanları atabiliyorsun?&lt;br /&gt;Bu nasıl bir iktidar hırsıdır ki Ankara’daki eylemde hastanelik olan göstericinin bekâretini konu ediniyorsun?&lt;br /&gt;Bu nasıl bir korku imparatorluğudur ki karşına çıkan gazetecileri korkudan titretiyorsun?&lt;br /&gt;Bu kadar kin ve öfkeye rağmen nasıl oluyor da yalandan kardeşlik edebiyatı yapabiliyorsun?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ey Tayyip Erdoğan!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gün gelecek sen de tarih önünde hesap vereceksin.&lt;br /&gt;Bu ülkeye çektirdiğin çilenin, verdiğin zararın bedelini ödeyeceksin.&lt;br /&gt;Diktatör olarak tanıyacak bu ülkenin çocukları seni.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ey Tayyip Erdoğan!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Eğer bir gün çocuklarım bana “Tayyip Erdoğan kim?” diye sorarlarsa onlara bu yazıyı göstereceğim.&lt;br /&gt;“ Tayyip Erdoğan insan değildi” diyeceğim onlara.&lt;br /&gt;Ve şunu ekleyeceğim:  bu yüzden O benim düşmanım bile değildi…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-7825828516926777558?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/7825828516926777558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=7825828516926777558' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7825828516926777558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7825828516926777558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2011/06/insanlk-tutulmas.html' title='İnsanlık Tutulması'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-3DkThW1eav4/ThyQOLVpN8I/AAAAAAAAAXw/TgLsUyXgAco/s72-c/erdogan_cok_kizgin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-3810870294932770237</id><published>2011-05-17T10:34:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T11:20:35.914-07:00</updated><title type='text'>Deli Bir Adam: Talınlı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7WVmhfo8sVs/ThyQb1dSIdI/AAAAAAAAAX4/1brUgQvyqxc/s1600/229389_10150188649136865_739441864_6944165_251180_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-7WVmhfo8sVs/ThyQb1dSIdI/AAAAAAAAAX4/1brUgQvyqxc/s400/229389_10150188649136865_739441864_6944165_251180_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628532442187047378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Onlar ki toprakta karınca&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Suda balık&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Havada kuş kadar çokturlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Korkak, cesur, &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cahil, hakîm&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ve çocukturlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ve kahreden&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yaratan ki onlardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Şarkılarımda yalnız onların maceraları vardır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Nazım Hikmet- Ben İçeri Düştüğümden Beri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erasmus’un Deliliğe Övgü’sü beni derinden etkileyen kitapların başında gelir. Çevremde olup bitenleri sorgulamamda Erasmus’un büyük katkısı olduğunu düşünürüm hep. Rönesans’ın başyapıtlarından biri olan Deliliğe Övgü’nün hümanizma ruhunun temelini oluşturmasının yanında Ortaçağ düşünce dünyasını eleştiren en önemli yapıt olduğu söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erasmus, Deliliğe Övgü’de insanoğlunun doğasına ilişkin önemli tespitler yaparken, sorgulamanın önemine işaret eder. Bir şeyleri değiştirmek için “deli” olmayı göze alıp eleştiri yapmanın önemini vurgular. Bu bağlamda Erasmus, Deliliğe Övgü ile insanları “deliliğe” davet etmiş ve aydınlanmanın fitilini ateşlemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deliliğe Övgü’den sonra ben de kendimi “deli” sanıyordum. Ta ki Talınlı ile tanışana kadar…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü’nün çok sevilen hocası İlhan Talınlı’dan yıl boyunca aldığım dersler deliliğe bakış açımı tamamen değiştirdi. Talınlı,  ders işleyişi, tarzı ve konuşmasıyla apayrı bir kişilik. Her dersini şiirlerle süsleyen ve ders anlatmanın bir “sanat” olduğunu bizlere daima hissettiren Talınlı, öğrenciye verdiği sonsuz değer ve önemle, o ana kadar aldığımız “ders”lerin aslında ders olmadığını “derin”den fark ettiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Dersinde her şeyi ve herkesi eleştirmesiyle nam salan Talınlı’nın en büyük derdi ise öğrencilerin çevrelerinde olup bitene karşı sessizliği. Talınlı, Metin Altıok’un söylediği gibi: “Neden hep boş bir bardağa yüksünmeden boyun eğer sürahi” diye soruyor bizlere her ders. Soru sormadığımızdan, kendimize yapılan haksızlıklara karşı sessiz kaldığımızdan ve hocaları sorgulamadığımızdan yakınan Talınlı, bu konuyu her derste güçlü bir şekilde dile getirerek öğrencileri “deliliğe” sevk etmek için elinden geleni yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Özal Gençliği” olarak tarihe geçecek olan bir neslin bireyleri olarak biz, Talınlı’yı büyük bir şaşkınlıkla seyrediyoruz. “Koyun” gibi yetiştirilen bir nesil için bu sözleri duymak büyük bir şok dalgası yaratıyor zihinlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, değişiyor muyuz? Talınlı, bu soruya “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında” diyerek cevap verse de artık eskisi gibi olmadığımızı düşünüyorum. Senelerin getirdiği alışkanlık ve yanlışlıkları bir çırpıda düzeltmek kolay olmasa gerek. Fakat Talınlı’nın öğrenciler üzerinde yarattığı değişim, açık bir şekilde gözlemlenebiliyor. Örneğin, geçen dönem bir derste, arkadaşımın sunumu sırasında bir soru sordum ve büyük bir tepkiyle karşılaştım. Çünkü insanın arkadaşı sunum yaparken soru sorması, onu köşeye sıkıştırması belki de arkadaşına ihanet etmesiyle eşdeğer bir hareketti. Bu olayı başka bir arkadaşıma anlattığımda ise tepkisi şu oldu: “Talınlı’dan ders alsın, düzelir”. Bu diyalog Talınlı’nın yarattığı etkinin büyüklüğü ve savaştığı “alışkanlığın” çarpıklığını göstermek açısından büyük önem taşıyor bence. Diğer yandan bu sene gerçekleştirilen ABET anketlerinde korkusuzca yapılan eleştirilerin, Talınlı’dan alınan güç ile yapıldığını söylemek yanlış olmasa gerek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deliliğe giden yolun başlarındayız, daha çok soru sorup eleştirmemiz gerekiyor. Bunun farkındayım, fakat Talınlı’nın deliliğe giden yolda yaktığı ateşin bizleri daha da ileriye taşıyacağından eminim. Yeter ki inandığımız doğrular uğruna bedel ödemeyi göze alalım…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-3810870294932770237?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/3810870294932770237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=3810870294932770237' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/3810870294932770237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/3810870294932770237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2011/05/deli-bir-adam-talnl.html' title='Deli Bir Adam: Talınlı'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7WVmhfo8sVs/ThyQb1dSIdI/AAAAAAAAAX4/1brUgQvyqxc/s72-c/229389_10150188649136865_739441864_6944165_251180_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-2447910676732723598</id><published>2011-05-07T16:21:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T11:21:47.116-07:00</updated><title type='text'>Kızıl Havalar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ygk7OY80WaU/ThyQtXPW48I/AAAAAAAAAYA/R7Ts32AcdGE/s1600/22460_283060905879_529270879_3978281_4465617_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 263px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ygk7OY80WaU/ThyQtXPW48I/AAAAAAAAAYA/R7Ts32AcdGE/s400/22460_283060905879_529270879_3978281_4465617_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628532743313220546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Bugün bir e-posta aldım Almanya’dan. Ocak ayında başvurduğum araştırma bursuna kabul edilmişim. Bu yaz temmuz ve ağustos aylarında Bremen’de olacağım. Sevindim tabii. Sonra, akşam kitapları karıştırırken gözüme Ahmet Haşim’in “Piyale”si takıldı. Bir göz gezdireyim dedim, Haşim’in meşhur şiiri “Merdivenler” karşıma çıktı apansızın. Son satırı içime işledi: &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;&lt;em&gt;Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…&lt;/em&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt; &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Aylardır içinde bulunduğum ruh halini bu kadar iyi özetlenebilirdi herhalde! Malum, mezun oluyoruz bu dönem. İTÜ’ye ve ülkeme dair son umutların da uçup gittiği bir zor bir dönemin ardından hem de. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Benim hikâyem Samed Behrangi’nin meşhur kitabı Küçük Kara Balık’a benziyor biraz. Derede yaşayan küçük kara balığın okyanus merakı gibi. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Belki de ben kendi hayatımı bu kitaba göre inşa ediyorum, kim bilir! &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Her şey geçen yaz başladı. Öncesinde gayet memnundum hayatımdan aslında. Derede mutlu mesut yaşayan küçük bir balıktım. Sonra küçük kara balığın peşine takıldım, okyanuslara doğru uzun bir seyahate çıktım. Sorun şudur ki büyük bir denize ulaştıktan sonra tekrar dereye dönmek zorunda kaldım. Büyük denizleri gördükten sonra, okyanusun tuzunu içime çektikten sonra tekrar derelere mahkûm olmaktı aslında en kötüsü. Sonra senelerdir kendi kendime sorduğum o soruyu yüksek bir sesle sormaya başladım: “bir gün dereler okyanusa dönüşebilir miydi acaba? ” Deredeki balıklar rahatsız oldu bu durumdan. Tatlı suda yaşamaya alışkın balıklar, tuzlu suyu adını bile duymak istemedi. “Deredeysen dere balığı gibi yaşayacaksın, okyanus senin neyine” dediler. Sonra anladım ki okyanusları dereye taşımak imkânsız bir işti. Köşeme çekilip kendi işimi yapmalıydım. Kendimi büyük dere balıklarının kurallarına bıraktım. Ama onların içlerine çektikleri suyu kendi içime çekmedim, çekmiyorum. Çünkü biliyorum ki o suyu içime çekmek okyanusları unutmak demek! Okyanuslara kaçış planları yapmalıydım. Tekrar dönmeliydim okyanuslara, içinde yaşadığım dereye bir daha dönmeksizin. Aynı küçük karabalığın yaptığı gibi…&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Kızıl havaları seyrediyorum şimdi, havanın kararmasını; akşamın olmasını bekliyorum. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Bir yanda büyük denizlere doğru tekrar yola çıkmanın heyecanı; diğer yanda dereleri karanlıkta bırakmanın burukluğu... &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-2447910676732723598?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/2447910676732723598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=2447910676732723598' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/2447910676732723598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/2447910676732723598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2011/05/kzl-havalar.html' title='Kızıl Havalar'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Ygk7OY80WaU/ThyQtXPW48I/AAAAAAAAAYA/R7Ts32AcdGE/s72-c/22460_283060905879_529270879_3978281_4465617_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-6939093328856377235</id><published>2011-01-09T16:18:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T11:22:26.238-07:00</updated><title type='text'>Darwin, İlkeler ve Yorumlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PvOdWk9xoBo/ThyQ3mJD9VI/AAAAAAAAAYI/Qrinw5RawD8/s1600/karikat%25C3%25BCr.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 349px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-PvOdWk9xoBo/ThyQ3mJD9VI/AAAAAAAAAYI/Qrinw5RawD8/s400/karikat%25C3%25BCr.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628532919112037714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doç. Dr. Benan DİNÇTÜRK, İTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi  &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;7 Mart 2007, Cumhuriyet&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bugünün Türkiye'sinin karşısındaki tek sorun irtica değil, modern görünüp anti-demokratik uygulamalarla ortalığı kasıp kavuran, 'gizli irtica odakları'dır. Mesele bunları seçip ayırt edebilmektedir. Sadece genç insanları suçlamak, aynaya bakmamakla eşdeğerlidir.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Konumum gereği sık sık 'zehir gibi' akıllı öğrencilerle karşılaşıyorum. En eski bilimlerden biri olan biyolojinin, göreli olarak genç bir alanında, her yıl yeni bilgiler sunmaya çalışırken, bir yandan da bunların temel aldığı deneyleri ve çalışmaları anlatmak, tartışmak ve öğrencileri ikna etmek gibi bir konumum var.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ne denli, bilimin ideolojiden farklı olduğunu belirtmeye çalışsak da, günlük iletişim araçları ve kamuoyunun bir kesimi tarafından bilimsel olmayan yöntemlerle yanlışlanmaya çalışılan evrim kuramından çekinen öğrencilerle karşılaşıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dünyada ve 1983 yılından bu yana Türkiye'de bir ideolojinin parçası olarak pompalanan bu kabuller, pek çok öğrenciyi son derece özel bir alan olan inançla bağlantısından dolayı zorluyor, çelişkilere sürüklüyor. Bu öğrencilerimize bilimsel düşünceyle ilahi düşüncenin aynı düzlemde incelenemeyeceğini açıklamaya çalışıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sonuçta soru, yanlışlama ve ikna bilimsel düşüncenin, eğitimin ve tartışmanın doğasında var. Bu nedenle sorular ve tartışmalar her zaman sağlıklı.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir de Darwin 'in evrim kuramını anladığını düşündüğümüz öğrencilerimiz var. Kuramı tartışma düzlemleri ön kabulleri içermiyor. Deneylere ve verilere bakarak konuya yaklaşıyorlar. Onlara Darwinizm adı altında bir akımın olamayacağını, Darwin'in tıpkı Wallace gibi bu kuram üzerinde çalışan, topladığı örneklerle ve verileriyle çıkarımlarda bulunan bir bilim insanı olduğunu anlatıyor, bilimsel düşünce içinde Darwincilik, Einsteincılık gibi doktrinler olamayacağını vurguluyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bilimin toplumsal gerçeklerle bağlantılandırılması, doğal popülasyonların toplumlarla karşılaştırılması ve benzerlikler kurulması bazı konuların açıklanabilmesi açısından pek çok yazar tarafından uygulanan bir yöntemdir, yararlı olabilir ancak aralarında doğrudan benzerlikler bulmaya çalışmak kişiyi yanıltabilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İşte bu noktada 'zehir gibi' akıllı öğrencilerin, yani bağlantı kurabilen, deneylerle ikna olup, değerlendirme yapabilen bu öğrencilerin kafaları karışıveriyor:&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Evrim kuramının temel prensibini özetleyen Darwin'in aşağıdaki sözünün öğrenciler tarafından bir yaşam felsefesine dönüşüverdiğini üzülerek gözlüyorum: "Ayakta kalanlar türlerinin en güçlü ya da en akıllı olanları değil, değişime en kolay uyum sağlayanlarıdır.'' &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Burada, ilke ile beslenmeyen aklın yeterli olmadığı ve yol açabileceği dejenerasyon net olarak karşımıza çıkıyor. 1985 sonrası Türk gençliği, kısa yoldan 'köşeyi dönme' ye çalışan, fırsatları buna göre çok iyi değerlendiren, ayakta kalmak için uyum sağlamaktan ve duruma göre değişmekten başka çare düşünemeyen, bu nedenle inandığını savunmamayı seçen, toplumsal tecride uğramamak için baskın güce boyun eğen bir konumu kolaylıkla benimseyebiliyor. Çünkü önündeki pek çok örnekte bunu görüyor, öğreniyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Darwin'i anlamak&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İşte bu noktada 'zehir gibi' öğrencilerin Darwin'in evrim kuramını anlamalarına karşın, Darwin'i bilim insanı ve birey olarak hiç anlayamadıklarını görüyoruz. Darwin, eğer bu görüşün insan için de geçerli olduğunu düşünseydi, yaşadığı dönemin toplumsal ve dinsel baskı ortamında ezilmemek için kuramından söz etmekten korkup ayakta kalabilmek için ortama uyum sağlayıp susmayı seçerdi. Darwin kendi dönemindeki statükoya karşın, bilimsel olarak kanıtlarını gösterebildiği bir kuramı, her şeye karşın, savunmayı seçti.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Demek ki, 'zehir gibi' akıllı gençlerin bazı konuları yorumlayabilmeleri için önlerinde gördükleri örneklerde bir sorun var. Demek ki 'zehir gibi' akıllı bu gençlerden Türkiye'nin geleceği için bir şey bekleyemeyeceğiz; çünkü var olan ortama uyum sağlayamadıklarında eleneceklerinden çok korkuyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;'Zehir gibi' bu gençlerin 'ilkeli olmak' gibi, maalesef, geçmişte kalmış gibi görünen bir özelliği tanımaya gereksinimleri var. Bu da ancak önlerindeki ilkeli olan örnekleri görerek gerçekleşebilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ancak o zaman Darwin'in bu söylediklerinin doğal popülasyonlardaki bireylerin mutasyon hızlarıyla ilgili olduğunu görebilirler. Ancak o zaman bu sözün boyun eğip uyum sağlamakla ilgili değil, tam tersine, mutasyonlarla gelen çeşitliliğin ve farklılığın doğanın temel prensibi olduğu, 'tek-tipleşen' toplumların hep birlikte elenebileceklerini anlatmaya çalıştığını kavrayabilirler.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bugünün Türkiye'sinin karşısındaki tek sorun irtica değil, modern görünüp anti-demokratik uygulamalarla ortalığı kasıp kavuran, 'gizli irtica odakları' dır. Mesele bunları seçip ayırt edebilmektedir. Sadece genç insanları suçlamak, aynaya bakmamakla eşdeğerlidir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-6939093328856377235?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/6939093328856377235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=6939093328856377235' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6939093328856377235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6939093328856377235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2011/01/darwin-ilkeler-ve-yorumlar.html' title='Darwin, İlkeler ve Yorumlar'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-PvOdWk9xoBo/ThyQ3mJD9VI/AAAAAAAAAYI/Qrinw5RawD8/s72-c/karikat%25C3%25BCr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-8986087256111402084</id><published>2010-12-06T14:46:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T11:23:01.776-07:00</updated><title type='text'>Dostoyevski'nin Misafir Odası ABET Eşdeğerliği Alabilir mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7ygpwisEQGY/ThyRAuw8YXI/AAAAAAAAAYQ/zZuhhXMHAmI/s1600/misafir%2Bodasi.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-7ygpwisEQGY/ThyRAuw8YXI/AAAAAAAAAYQ/zZuhhXMHAmI/s400/misafir%2Bodasi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628533076045619570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dostoyevski’nin büyük eseri “Suç ve Ceza”yı okursanız;  kitabın ana temasının Raskolnikov’un iç hesaplaşması olduğunu görürsünüz. Batı Edebiyatı’nda böyle kitaplara çok sık rastlanır. Pişmanlık ve suçluluk duygusu dinsel inanışlardan dolayı Batı Kültürü’nde büyük önem taşır. Bizde ise tam tersi görülür. Mühim olan suçluluğun işlenmesinden çok duyulmasıdır. “Karda yürüyeceksin ama izini belli etmeyeceksin” denir mesela.  “Bir şeyin şüyuu, vukuundan beterdir” diye öğütlenir hep. Bir suçu işlemekten çok o suçun duyulmasından korkarız. Suçluluk duymayız, utanırız.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye’deki misafir adetleri de bu durumun çok güzel bir yansıması. Türk evlerinin en dokunulmaz köşeleridir misafir odaları. Normal ev yaşantısının bir parçası değildir. Ancak misafir geldiğinde açılır. Eve habersiz misafir gelme ihtimaline karşı her zaman temizdir o odalar. Konuklar, normalde kullanılan odalara değil yapay bir yaşam ortamı olan misafir odasına konuk edilir ki evin dağınık hali ifşa edilmesin! Eğer haberli misafir gelecekse, en ayrıntılı ve uzun temizlikler yapılır; ev misafire uygun hale getirilir. Anormal bir temizlik havası kaplar her yeri. Misafirin geleceği gün, hiç olmadığı kadar temizdir ev.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu hafta İTÜ’de hummalı bir çalışma var. Kampusun her köşesi büyük bir özenle temizleniyor. Fakülteler “parfüm“ kokuyor. Yıllardır izbe köşelerde bekleyen hurdalar büyük bir özenle temizleniyor. Normal zamanda pislik içinde olan laboratuarlar artık inci tanesi gibi parıldıyor. Kısacası İTÜ’nün şekli şemalı bir haftalığına değiştiriliyor. Peki neden böyle bir değişikliğe gerek duyuldu ve bu değişim sadece bir hafta sürecek?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu hafta İTÜ’yü ABET(Accreditation Board for Engineering and Technology)  heyeti ziyaret ediyor. ABET’in görevi dünya üniversitelerindeki öğretim programlarını akredite etmek. ABET akreditasyonu alan bölümler bir eşdeğerlik belgesi alıyor. ABET belgesi alan bölümlerin dünya çapında kabul göreceği ve tanınacağına dair yaygın bir görüş var. ABET akreditasyonu alırsanız dünyaya açılıyorsunuz, bir dünya üniversitesi oluyorsunuz ! ABET eşdeğeri almış bir bölümden mezun olursanız dünyanın neresine giderseniz gidin herkes size kucak açacak yani!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ABET’in bir sürü kriteri var. En önemlisi de “sürekli gelişim ” diye tarif edilen öğretim programının dünya şartlarına göre sürekli revize edilmesi.  Öğrenci merkezli eğitim de başka bir konu. Öğrenci derste sunum yapacak, quiz yapılacak, ders sonunda anket yapılacak gibi bir sürü ayrıntı barındırıyor içinde!   &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her şey bir kenara aslında üniversitenin eğitim kalitesinin belli bir seviyenin üzerine çıkarılması için çok önemli bir katalizör görevi görüyor ABET. Bilimsel dilden konuşmaya devam edersek ortamda bir de substrat olması gerekiyor değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte sorun da burada başlıyor. Birçok öğretim üyesi ABET’i bürokrasi olarak görüyor. Ders anketleri, quizler büyük bir yük katıyor omuzlarına. Hatta “ben normalde quiz yapmam ama ABET istediği için yapmak zorundayız” diye cümleler kuruluyor derslerde. Diğer yandan öğrenciler için de durum pek farklı değil Dönem sonunda ders ve öğretim üyesi hakkında doldurulan ders anketlerine  “kilim motifi” işleniyor mesela.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Büyük bir içselleştirme sorunu yaşanıyor kısacası. ABET kriterleri göstermelik olarak uygulanıyor. Durum böyle olunca ne eğitimde sürekli gelişim yaşanıyor ne de eğitimin merkezi öğrenciye kayıyor.. Ama gün geliyor ABET sopasını gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ABET sopasını göstermeden önce hummalı bir çalışma başlıyor. Toplantılar yapılıyor, ne yapsak ne etsek diye tartışılıyor. Sopanın ucu görününce duvarlar boyanıyor, tuvaletler temizleniyor, her taraf mis gibi kokuyor.  Bir hafta sürecek büyük bir tiyatro oyunu hazırlanıyor. Ve “perde”…&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İthal substratla çalışan reaksiyonun ömrü anca bir hafta sürüyor. Katalizör ortamdan uzaklaşıyor ve reaksiyon duruyor. Ondan sonra her şey eski tas eski hamam misali…&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İthal substratla reaksiyonun yürütülemeyeceğini artık anlamamız gerekiyor.Kalite algısını içselleştirmeliyiz. Eğer yüksek kalitede bir eğitim ve dünya ile yarışan bir üniversite istiyorsak bu işin hem substratı hem de katalizörü biz olmalıyız.  Ancak böyle sürekli gelişimi sağlayabiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sopa ile iş yapmaya alışkın bir millet olarak uzun bir süre daha ithal substratla bir haftalık reaksiyonlar girmeye devam edeceğiz. Ne zaman ki karda yürürken izimizin görünmesinden utanmak yerine suçluluk duyacak ve kendimizle hesaplaşacağız; işte o zaman konuklarımızı oturma odasında ağırlayacağız…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-8986087256111402084?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/8986087256111402084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=8986087256111402084' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8986087256111402084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8986087256111402084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/12/dostoyevskinin-misafir-odas-abet.html' title='Dostoyevski&apos;nin Misafir Odası ABET Eşdeğerliği Alabilir mi?'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-7ygpwisEQGY/ThyRAuw8YXI/AAAAAAAAAYQ/zZuhhXMHAmI/s72-c/misafir%2Bodasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-5221392587755843481</id><published>2010-09-21T15:23:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T11:24:03.757-07:00</updated><title type='text'>Max Planck Günlükleri- II</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6Fb_nm032wc/ThyRPY3p4JI/AAAAAAAAAYY/7nsoqMhBg0o/s1600/DSC01025.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-6Fb_nm032wc/ThyRPY3p4JI/AAAAAAAAAYY/7nsoqMhBg0o/s400/DSC01025.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628533327866224786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bir Çok Gidenin Her Biri Memnun ki Yeriden...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;Türkiye’de  insanlar “öz disiplin” kavramına yabancı. Bir işi yapmak için dışarıdan bir baskı gelmesini bekliyoruz. Böyle yetiştiriliyoruz belki de. Evde anne, okulda öğretmen tarafından daima kontrol edilerek büyütüldüğümüz için hayatımızın her döneminde işimizi iyi yapmanız için birisinin bize baskı yapması veya telkinde bulunmasını bekliyoruz. Bizim her fırsatta dillendirdiğimiz meşhur “Alman disiplini” öz disiplin olgusundan ibaret yani. Ortada bir kızılcık sopası olmamasına rağmen bu kadar insanın bu kadar düzenli ve iyi çalışmasının başka bir nedeni yok.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne yalan söyleyeyim dönmeye niyetim yoktu. “Alışmış kudurmuştan beterdir” derler ya. İşte bu cümle özetliyor benim ruh halimi. İlk haftalar çok zor geçti. Yabancı bir ülkeye alışmak; yabancılarla çalışmak, anlaşmak elbette ki zor ilk aşamada fakat insan bir kere alışınca Türkiye’deki olanaklarla o an sahip olduğu ayrıcalıkların farkına varınca hiç dönesi gelmiyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nispeten uzun bir ziyaretti bu. Altı haftası stajla üç haftası da moleküler mikrobiyal ekoloji kursuyla geçti. Dokuz haftalık bu süreçte Almanya’nın işleyişini ve mantığını az çok gözlemliyor insan. Türkiye ile Almanya arasında en büyük fark insana verilen değer bence. İnsana değer veriyorlar; en büyük yatırımın insana yapılması gerektiğinin farkındalar. İnsanın gururunu okşamasını çok iyi biliyorlar. Gittiğim gibi e-posta hesabı verdiler. Daha sonra “küçük” bir stajyer parçası olarak bir ofisim oldu mesela. Ardından kişisel web sayfası geldi. Bunların her biri medeniyetin küçük ayrıntıları belki de. Türkiye’de olup da böyle olanaklara sahip olmak insanın aklının ucundan bile geçmez. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üniversite ortamında bile Türkiye’de her daim bir sopa hissedersin başının üzerinde. “Niye zamanında gelmedin?”, “Çıkarken benden izin aldın mı? ”  gibi sorularla her gün başının üzerine indirilen bir sopa bu. Almanya’da bu sopadan kurtuluyor insan. Tek istedikleri işini zamanında ve hakkıyla yapman. Gerisi teferruat, kimseyi ilgilendirmiyor. Bu disiplinle ilgili bir durum. Türkiye’de  insanlar “öz disiplin” kavramına yabancı. Bir işi yapmak için dışarıdan bir baskı gelmesini bekliyoruz. Böyle yetiştiriliyoruz belki de. Evde anne, okulda öğretmen tarafından daima kontrol edilerek büyütüldüğümüz için hayatımızın her döneminde işimizi iyi yapmanız için birisinin bize baskı yapması veya telkinde bulunmasını bekliyoruz. Bizim her fırsatta dillendirdiğimiz meşhur “Alman disiplini” öz disiplin olgusundan ibaret yani. Ortada bir kızılcık sopası olmamasına rağmen bu kadar insanın bu kadar düzenli ve iyi çalışmasının başka bir nedeni yok. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Max Planck Enstitüleri Almanya’nın gözbebeği. Bu yıl “kemer sıkma” politikasıyla her bütçe kaleminde önemli kısıtlamalar yapılmasına rağmen araştırma bütçesi arttırılmış. Max Planck Cemiyeti’nin çok güzel bir sloganı var: “Forschung für zukunft” yani “Gelecek için araştırma”. Geleceğin Ar-Ge’de olduğunu çok iyi biliyorlar. Araştırma politikaları yarını inşa etmek üzerine kurulu. Amaçları dünyadaki teknolojik gelişmeleri takip etmek değil dünyanın takip ettiği teknolojiler üretmek. Dünyayı peşlerinden koşturmak için inanılmaz paralar harcıyorlar, dünyanın her tarafındaki başarılı araştırmacıları kendilerine çekmeye çalışıyorlar. Ve başarılı oluyorlar…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bremen’deki Max Planck Deniz Mikrobiyolojisi Enstitüsü (MPI Bremen) de cemiyetin en başarılı enstitülerinden biri. Çalışmaları dünya çapında büyük bir dikkatle takip ediliyor. Cemiyetin sloganına yaraşır biçimde yarını inşa ediyor. Dünyanın en önemli biyolog ve jeologlarını bünyesinde barındırıyor. İlk günler bu meşhur bilim adamlarıyla aynı çatı altında çalışmanın sarhoşluğuyla geçti desem yalan olmaz. Her Perşembe Amann ile kahvaltı etmek, akşamları Widdel’in odasından gelen yemek kokularını takip etmek sarhoş ediyor insanı ister istemez. İlk günlerde Rudolf Amann’a nasıl hitap etsem bilemedim.  “Profesör Amann” veya “Herr Amann”. Sonra arkadaşlardan yardım istedim. Soruyu duyunca gülmekten cevap veremediler. “Sadece Rudi” demen yeterli dediler. Bir Türk için zor bir durumdu hocasına lakabıyla hitap etmek. İlk günlerde “you” diye hitap ederek geçse de sonra alıştım “Rudi” diye seslenmeye. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Altı haftalık staj boyunca MIMAS adında bir projede “Junior Researcher” olarak çalıştım. MIMAS, Kuzey Denizi’ndeki mikrobiyal popülasyonun her yönüyle tanımlanmasını amaçlayan büyük çaplı ve uzun soluklu bir proje. Bu projenin 2010 Nisan ve Mayıs ayında alınan numunelerine CARD FISH uyguladım ve çeşitli mikroorganizmaların zamana bağlı değişimini inceledim. Sonuçlar ilgi çekiciydi. Kuzey Denizi’ne büyük bir değim yaşandığını herkes biliyor fakat hiç kimse bu değişimin nedenlerini ve sonuçlarını tam olarak kestiremiyor. Böyle bir durumda iki aylık CARD FISH sonucuyla bir şeyler söylemek imkansızdı. O yüzden bekleyip göreceğiz. En geç önümüzdeki yıl bir makale yayımlanacak ve Kuzey Denizi’nde ne olup bittiği gün ışığına çıkacak. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Altı haftalık stajın ardından Rudi ve Bernhard’ın düzenlediği Moleküler Mikrobiyal Ekoloji kursuna katıldım. Kursun ilk haftası Kuzey Denizi’nde Helgoland adında bir adada gerçekleşti. Helgoland’da bulunan gözlem istasyonu 110 senedir Kuzey Denizi üzerine araştırmalar yapıyor. Uzun yıllar boyunca düzenli olarak alınan numunelerle Kuzey Denizi’nin kimyasal ve biyolojik profili yakından takip ediliyor. Bir haftalık Helgoland macerasının ilk günleri ders ile geçti. FISH yönteminin teorisini öğrendikten sonra gruplara ayrılıp projeler hazırladık. Sadece bilim yapmadık tabii! Harika bir ortam vardı Helgoland’da. Akşam yemekleri, yemek sonrası güneşin batışı, sohbetler... Sadece bilimsel açıdan değil sosyal açıdan da güzel geçen bir haftaydı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Helgoland’dan Bremen’e dönmeden hemen önce Rudi kafasında bir proje olduğunu ve benimle birlikte bu projeyi yapmak istediğini söyledi. Rudi’nin beni seçmesine çok sevindim tabii. Helgoland sahilindeki gelgitten dolayı karaya vurmuş ve çürümekte olan alg kolonilerinden numune aldık. İlginç bir projeydi zira daha önce hiç bu alg kolonileri üzerinde çalışılmamıştı. Ayrıca deniz ortamından karaya gelen; kısa süre burada kalıp çürüyen bu kolonilerde yaşayan mikroorganizmalarda ortama uyum sağlamak amacıyla bir takım değişimler gerçekleşebilirdi. Amacımız o meşhur soruyu sormaktı: “Who is out there?” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bremen’e döndükten sonra sorunun cevabını yavaş yavaş bulmaya başladık. İlk CARD FISH fotoğraflarımı gören Rudi’nin “Sen artık CARD FISH uzmanı olmuşsun” demesi; FISH’ın babasından böylesine bir cümle duymak beni havalara uçurdu. İleriki günlerde ilginç bir durumla karşılaştık. Sülfat indirgeyen bakteriler ile sülfür oksitleyen bakteriler arasında daha önce keşfedilmemiş simbiyoz türü bir ilişkiydi bu. CARD FISH fotoğrafını görünce Rudi’nin yüzünde oluşan ifade ve büyük heyecan inanılmaz bir motivasyon sağladı bana. İki haftalık zaman zarfında günde ortalama 14 saat çalışarak bu ilişkiyi daha yakından gözlemlemeye çalıştım. Perşembe günü kurs kapsamında gerçekleştirilen tüm projelerden elde edilen sonuçlar bir konferansla sunuldu. Benim sunumum ise büyük bir şaşkınlıkla seyredildi. İlginç yorumlar ve güzel geri dönüşler oldu. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;MPI’daki son günümü hatta son dakikalarımı bu ilişkiyi daha iyi tanımlamak için CARD FISH yaparak geçirdim. Zaman yetmedi tabii, projeye bensiz devam edecekler. Rudi gelecek sene iki aylık bir araştırma bursu için tekrar Bremen’e davet etti. Büyük ihtimal, gelecek yaz tekrar Bremen’e gidip “Who is out there” sorunun cevabını araştırmaya devam edeceğim... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dolu dolu geçen iki ayın özeti böyle işte. Kısacası gözüm arkada Almanya’dan ayrıldım. Uçak havalanırken Sessiz Gemi aklıma geldi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bir çok seneler geçti dönen yok seferinden...&lt;/span&gt;Gidenlerin niçin geri dönmediklerini anlamıştım artık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-5221392587755843481?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/5221392587755843481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=5221392587755843481' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/5221392587755843481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/5221392587755843481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/09/max-planck-gunlukleri-ii.html' title='Max Planck Günlükleri- II'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-6Fb_nm032wc/ThyRPY3p4JI/AAAAAAAAAYY/7nsoqMhBg0o/s72-c/DSC01025.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-6927101872921861742</id><published>2010-07-29T17:46:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T11:24:53.751-07:00</updated><title type='text'>Max Planck Günlükleri-I</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-AgkgYdWDpgc/ThyRcdum3aI/AAAAAAAAAYg/Eu4acm3IJMU/s1600/aussen_MPI.jpeg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 145px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-AgkgYdWDpgc/ThyRcdum3aI/AAAAAAAAAYg/Eu4acm3IJMU/s400/aussen_MPI.jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628533552508755362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Göremediği” Şeyleri “Var Eden” Adam: Rudolf Amann&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Dünyadaki binlerce moleküler biyolog görmedikleri ama orada olduklarını bildikleri şeyleri “var edebilmek” için inanılmaz bir çaba gösteriyor. Nasıl bir çabadır bu? Nasıl anlamlı bir uğraştır? Göremediğin, ama orada olduğunu bildiğin, belki de tahmin ettiğin bir şeylerle uğraşıyorsun seneler boyunca. Hayatını bu yola adıyorsun. Uykusuz gecelerin ardından “göremediğin” şeyleri “var ettiğinde” ise duyduğun büyük haz ve mutluluğa ne demeli peki?. İşte bu duyguya paha piçilemez…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın, Max Planck Enstitüsü’nde geçirdiğim ikinci hafta bitmiş olacak. Daha önümde altı haftalık uzun ve yorucu bir süreç daha var. Kuşkusuz, daha çok şey görecek, yeni şeyler öğreneceğim ama bu kısa zaman zarfında bile olsa “bu zamana kadar ne öğrendim” diye sormaktan kendini alamıyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk günler cidden çok zor geçti. Yurtdışına olan ilk seyahatimdi bu. Daha da kötüsü hiç bilmediğim bir ülkenin hiç bilmediğim bir kentinde yapayalnız kalmıştım. Bunun üstüne bir de ilk gece internet bağlantısında çıkan sorun da eklenince, tüm gece sabaha kadar odamın balkonunda Büyük Ayı yıldızını seyrederek geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra laboratuar mesaisi başladı. MPI’nın Moleküler Ekoloji laboratuarları, daha önce çalıştığım MOBGAM ve Çevre Laboratuarları’nın toplamından daha da büyüktü.  Böylesine büyük bir alanda neyin nerde olduğunu öğrenmek cidden zor bir işti. İlk iki gün sadece çözelti hazırlayarak geçti. “Sora sora Bağdat bulunur” hesabı az çok hangi malzemenin nerede olduğunu öğrendim. Hatta işi temizlikçi teyzeye beher sormaya kadar abarttım. Neyse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim danışmanlığı yapan iki hoca var: Prof. Dr. Rudolf Amann ve Dr. Bernhard Fuchs. İlk gün beni karşıladılar ve önümdeki sekiz hafta için genel bir plan çizdik. Staj konum daha önce de konuştuğumuz gibi  Kuzey Denizi’ndeki mikrobiyal popülasyonun CARD-FISH yöntemiyle karakterizasyonuydu. İlk etapta numuneleri bana teslim etmek istemediler zira sınırlı sayıda numune vardı. Bunun yerine, benim laboratuar becerimi sınamak için önce klasik FISH’ten başlamaya karar verdik. Saf bakteri kültürlerini kullanarak yaptığım bu aşamadan alnımın akıyla çıktım! İkinci hafta ise CARD-FISH ile klasik FISH arasında bir “orta” metot olan filtreli FISH yaptım ve bu adımı da tamamlayarak numunelerime kavuşmadan önceki son adımıma geldim. Son olarak CARD-FISH yaptım ve güzel fotoğraf ve MPI koridorlarını çınlatan alkışlar arasında bu basamağı da atlattım. Haftaya Kuzey Denizi numunelerine başlıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laboratuarda bana Mariette ve Mirja yardımcı oluyorlar. Mariette doktora öğrencisi; Mirja ise teknisyen. Şu an kendi ayaklarım üzerinde duracak seviyeye geldim ama ilk günlerde bana gösterdikleri destek, sorduğum yüzlerce soru karşısındaki inanılmaz sabırları takdire şayandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki laboratuarlarda teknisyenleri görmek çok zordur. Hatta bazılarında hiç yoktur! Ama burada laboratuarlardaki her şey teknisyenlerden soruluyor. İnanılmaz bir güç ve otoriteleri var. Bunun haricinde her şeyin çok bol olduğunu söyleyebilirim. Bizim Türkiye’de yüzlerce kez kullandığımız tartım kaplarını burada bir kere kullanıp çöpe atıyorlar mesela. Ayrıca otoklav konusunda çok hassaslar! Deney sırasında kullanacağın boş şişeleri bile otoklavlıyorsun. Yakında kendilerini de otoklavlıyacaklar diye çok korkuyorum! Tehlikeli atık konusunda da detaylı önlemler var, her atığın farklı bir toplama noktası var. Bir de Türkiye’de alışık olmadığımız üzere burada laboratuarda sürekli gözlük takmak zorundasın. Sıkıysa takma teknisyenler “Nein Davut” hesabı hemen başında dikiliyor. En komiği de kapıları ellerinde eldiven varken açmak yasak! Eldivenden birini çıkarmak zorundasın eğer kapıyı açmak istiyorsan. Bu sorunu “Türk Metodu” ile çözdüm gerçi. Artık eldiven çıkarmadan da kapı açabiliyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rudolf Amann da, Bernhard Fuchs da mikrobiyal ekoloji alanında dünya çapında meşhur isimler fakat Amann’ın yaşından ve yıllar boyunca harcadığı yoğun emekten ötürü kazandığı haklı şöhret O’nu insanın gözünde farklı bir yere taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rudolf Amann, özellikle FISH konusunda yaptığı çalışmalarla tanınıyor. FISH yöntemiyle mikroorganizmaları kültüre almadan yaşadıkları ortamda incelemek mümkün olabiliyor. Bu durum özellikle mikrobiyal ekoloji açısından hayati önem taşıyor zira mikroorganizmaların çevresiyle olan simbiyoz gibi etkileşimleri gözlemlemek bu sayede mümkün olabiliyor. Amann’ın h faktörü 85. Şu ana kadar aldığı atıf sayısı ise 28 bin civarında. En çok atıf alan makalesi ise 3502 atıfa sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amann, beni karşıladıktan sonra Salı günü bir konferans için Münih’e gitti. Pazartesi günü haricinde kendisiyle görüşme şansım olmadı fakat dönüşü muhteşem oldu! Odasını gidip  “size soru sormak istiyorum, müsait misiniz” dedim. Bu cümleyi duyunca gözleri faltaşı gibi açıldı ! Büyük bir heyecanla “ Tabii sor, her zaman” dedi . Çok sevindi valla. Haftada bir gün odasına gelip soru sormamı ve bir makeleyi tartışmayı istiyor! Öğretmekten, anlatmaktan büyük bir zevk alıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haftadaki makalemiz Amann’ın en son yayımlanan GeneFISH konusundaki çalışmasıydı. GeneFISH uzun süredir üzerinde çalışılmasına rağmen halen rasyonel bir protokole sahip olmayan bir yöntem. FISH problarının hedefe ulaşmasında hala büyük sorunlar yaşanıyor. Hal böyle olunca bu konuda birçok soru geliyor akla tabii. Konuşmanın bir yerinde Amann aynen şöyle dedi: “Bir şeyleri görmemen onların var olmadığını göstermez” . Bu cümleyi GeneFISH protokolünde yaşanan sorunlara atıfta bulunmak için kullanmıştı Amann. O anda çok da anlamlı bir söz gibi gelmemişti bana ama sonradan düşündüm ki moleküler biyoloji özellikle de moleküler mikrobiyal ekoloji çalışanlar için hayati öneme sahip bir sözdü bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki binlerce moleküler biyolog görmedikleri ama orda olduklarını bildikleri şeyleri “var edebilmek” için inanılmaz bir çaba gösteriyor. Nasıl bir çabadır bu? Nasıl anlamlı bir uğraştır? Göremediğin, ama orada olduğunu bildiğin, belki de tahmin ettiğin bir şeylerle uğraşıyorsun seneler boyunca. Hayatını bu yola adıyorsun. Uykusuz gecelerin ardından “göremediğin” şeyleri “var ettiğinde” ise duyduğun büyük haz ve mutluluğa ne demeli peki?. İşte bu duyguya paha biçilemez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben o hazzı gördüm bugün Rudolf Amann’ın gözlerinde. “Göremediği” şeyleri “var eden” adamın gözlerinde…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-6927101872921861742?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/6927101872921861742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=6927101872921861742' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6927101872921861742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6927101872921861742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/07/max-planck-gunlukleri-i-goremedigi.html' title='Max Planck Günlükleri-I'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-AgkgYdWDpgc/ThyRcdum3aI/AAAAAAAAAYg/Eu4acm3IJMU/s72-c/aussen_MPI.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-5430742272556234567</id><published>2010-07-24T18:15:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T11:25:54.321-07:00</updated><title type='text'>Kendi Kültürüyle Kavrulanlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iQ3fL9N-w3s/ThyRrivy2lI/AAAAAAAAAYo/UyG_n6fm5Kc/s1600/arabesk6lwae0.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 328px; height: 317px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-iQ3fL9N-w3s/ThyRrivy2lI/AAAAAAAAAYo/UyG_n6fm5Kc/s400/arabesk6lwae0.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628533811553950290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Seneler önce okuduğum Mina Urgan’ın “Bir Dinozorun Anıları” kitabında dikkatimi en çok çeken bölüm arabesk müzikle ilgili olan anılardı. Mina Urgan yüksek sesle arabesk müzik dinleyen komşusuna gidip müziği biraz kısmasını söylüyor ve ardından çok ilginç bir hikayeyle karşılaşıyor. Hikayenin tümü şu an aklımda değil fakat kız erkek arkadaşı tarafından terk edilmiş ve büyük bir ızdırap çekiyor. Acısını da arabesk müzik dinleyerek dindirmeye çalışıyor. Mina Urgan bu olaydan sonra arabesk müzikle ilgili görüşünün tümden değiştiğini söylüyordu. Çünkü, acı içinde kıvranan o kız için arabesk müzik bir nevi ilaç ve bu kızı arabesk müzik dinlediği için yargılamak büyük bir hata. Peki bu kız yerine kim yargılanmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki arabesk müziğin doğuşu köyden kente yaşanan büyük ve plansız göçle ilgili bir durum. Köyden kente büyük umutlarla gelen insanların düş kırıklığının bir yansıması arabesk müzik. Cumhuriyet, kendi kültürünü oluşturamadığı ve bu insanlara sunamadığı için köyden gelen insanlar kente geldiklerinde büyük bir kültür boşluğu içerisinde kaldılar. Bu boşluk içerisinde çaresizce tutunabilecekleri bir kültür oluşturmaya çalıştılar. Ne kırsal kültürle ne de kent kültürüyle bir ilgisi olan, iki arada bir derede bir ara formdu bu kültür. Kırsal alandan kopmuş ama kent hayatına ayak uyduramamış insanların kültürüydü bir anlamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu insanları modern kent kültürüyle tanıştırmadan klasik müzik dinlemesini, tiyatroya operaya gitmesini beklemek anlamsız tabii ki. Fakat Türkiye’de öyle bir hava esiyor ki sanki bu insanlara her türlü olanak sunulmuş, iyi bir eğitim alma şansı verilmiş de onlar yine de arabesk kültürü tercih ediyorlar. Vatandaşlarının köyden kente plansız göç etmesini engelleyemeyen , onlara modern kent kültürünü sunamayan cumhuriyet, onlardan çağdaş bir birey olmasını beklememelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabesk kültürün şu an dünyada “çağdaş” olarak adlandırılan modern batı kültürünün değerleriyle  bağdaşmadığı, kalite ve zevkten yoksun olup sağlam bir temele sahip olmadığı eleştirilerine katılıyorum. Aynı zamanda gittikçe tüm Türkiye’yi etkisi altına alan bu dalganın çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Fakat aynı zamanda arabesk müzik dinleyen bir kızı sırf bu müziği dinlediği için aşağılamayı da hiçbir “çağdaş” kültür normuyla bağdaştıramıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kent varoşlarında acı içinde kıvranan o kızın Beethoven'ın Moonlight Sonatası ile değil de Müslüm Gürses ile rahatlıyorsa, bu onun suçu değil o kıza modern kent kültürünü oluşturmayan  devletin suçudur. Devletininin modern kent kültürünü oluşturmasını teşvik etmeyip kendi “modern”kültürüyle kavrulan “modern birey”lerin suçudur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-5430742272556234567?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/5430742272556234567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=5430742272556234567' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/5430742272556234567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/5430742272556234567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/07/kendi-kulturuyle-kavrulanlar.html' title='Kendi Kültürüyle Kavrulanlar'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-iQ3fL9N-w3s/ThyRrivy2lI/AAAAAAAAAYo/UyG_n6fm5Kc/s72-c/arabesk6lwae0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-3828558130551208623</id><published>2010-07-24T17:42:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T14:45:17.460-07:00</updated><title type='text'>Bir Köpek, Bir Çocuk, Bir Ölüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-zW0DGM-qAFY/ThzAafAUcBI/AAAAAAAAAaE/aayfshGIZ64/s1600/n529270879_1390203_7050.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-zW0DGM-qAFY/ThzAafAUcBI/AAAAAAAAAaE/aayfshGIZ64/s400/n529270879_1390203_7050.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628585195538247698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir çocukluk geçirdiğimi düşünüyorum. Hatırlamakta zorlandığım, çoğu zaman flu anlar olarak birdenbire aklıma gelen çocukluk anılarım beni çok gerilere götürüp derin düşüncelerin arasına hapsediyor. Bu hapsoluşun nedeni eskiye duyulan özlemden çok eski günleri unutan veya tüm ayrıntılarıyla hatırlayamayan belleğime, benliğimin bir sitemi aslında. Belleğimin karanlık zindanlarında hapsolmuş benliğimi kurtarmak için sık sık başvurduğum yollarda biri yazmak. Benliğimi özgürlüğüne kavuşturmak için yazıyorum. Unutmamak için yazıyorum; bir gün eğer unutursam hatırlamak ve hatırlatmak için yazıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün kendi kendime çocukluğuma doğru yaptığım yolculukta kendime şu soruyu sordum: “Çocukluğuma dair anıların en baskın karakteri kim?” Zor bir soruydu gerçekten de ama bir süre düşündükten sonra cevabı verebildim: Saray.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saray bizim evin köpeğiydi. Ailemizin avcılık geleneğini sürdüren dedemin av köpeği olan Saray, av köpeğinden öte bizim ailenin bir parçası, benim bir kardeşim gibiydi.Halamın deyimiyle Saray çok “efendi” bir köpekti. Bir köpek gibi davranmazdı hiçbir zaman. Diğer köpekler gibi durup durup havlamak veya ona buna saldırmak gibi huyları yoktu. Büyük kahverengi gözleri ve pörsümüş kulakları bana görmüş geçirmiş bir insan izlenimi verirdi. Bir ağabey gibi beni korur kollardı her zaman. Saray’ın yanında olması bana büyük bir güven duygusu verirdi hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin bahçesine çıktığım zaman oyun arkadaşı olurdu bana Saray. Birlikte oyun oynamıyorduk elbet. Ben kendi başıma oyun oynarken Saray gelir, yanıbaşıma otururdu. Seyrederdi, göz kulak olurdu bana. Onunla konuşurdum, o bana cevap vermese bile beni anladığını çok iyi bilirdim. Bahçede kazmalarla küçük çukurlar açıp sonra da bu çukurları birleştiren tüneller yapmak en çok zevk aldığım oyunlardan biriydi. Bahçeyi köstebek tarlasına çeviren bu uğraştan ziyadesiyle rahatsız olan dedeme rağmen oyun bittikten sonra o çukurları kapatamazdım, verdiğim onca emeğin boşa gitmesine gönlüm el vermezdi. Dedemle aramda arabuluculuğu Saray yapar; tüm engellemelerime rağmen oyun bitip ben eve girdikten sonra o çukurları kendi başına kapatırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem Pancarköy’de çalışırken, ben de onunla birlikte okula giderdim. Sabahın erken saatlerinde kalkar ve hızlı adımlarla bizi Pancarköy’e götürecek olan belediye otobüsüne yetişmeye çalışırdık. Biz evden çıkarken o sırada uyumakta olan Saray kalkar ve bize belediye otobüsüne kadar eşlik ederdi. Annemin tüm ısrarlarına rağmen Saray bir türlü bu huyundan vazgeçmedi. Bizimle birlikte evden çıkıp, biz otobüse binene kadar yanımızdan ayrılmazdı, ancak bizim otobüse bindiğimizi gördüğünde gönül rahatlığıyla eve dönerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saray uysal bir köpekti. Babaannemin Almanya’dan onun için getirdiği rengarenk tasmaları görenler onun uysallığından faydalanıp onları çalardı. Bu yüzden de sokakta sahipsiz bir köpek gibi gezerdi Saray..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşli bir Cuma günüydü çok iyi hatırlıyorum. Akşama doğru annemle birlikte eve dönmüştük. Eve gelir gelmez ben Saray’ı aramaya koyuldum. Saray’ı bahçedeki onunla birlikte oyun oynadığımız armut ağacının altında yatarken buldum. “Saray kalk! Ben geldim” dedim. Saray tepkisiz bir şekilde yerde yatmaya devam ediyordu. Daha sonra “Saray kalk!&lt;br /&gt;Şimdi oynayalım sonra yatarsın” diye bağırdım. Sesimi duyan annem, yanıma geldi. Saray’a dokundu. “Kaskatı kesilmiş” dedi. Saray ölmüştü. Ağlamaya başladım bir an. Saray’a dokundum. Taş gibiydi vücudu. “Kalk Saray” dedim bir daha. Kalkmadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler ilerledikçe babam, ağabeyim, dedem de eve geldiler ve Saray’ın ölmüş bedeni görünce donup kaldılar. Kimse bir şey söyleyemedi, derin bir sessizlik vardı.Bütün aile perişan olmuştu, en çok da babam etkilenmişti Saray’ın ölümünden. Saray’ın kafasını okşarken kendini tutamadı, o da ağlamaya başladı. İlk kez ağlarken görüyordum babamı. Çocuğu gibi severdi sarayı; ölümü evlat acısı gibi geldi ona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzümü yıkamak için eve çıkmıştım, döndüğümde Saray yattığı yerde yoktu. “Nereye gitti Saray?” diye sordum dedeme. “Çöpe attık” dedi. Bir an dünya başıma yıkıldı. Çöpe atamazsınız onu, çöp değil Saray” diye ağlayarak bağırmaya başladım. Saray’ın cesedinin yeri çöp olmazdı; Saray çöpe atılacak kadar değersiz olamazdı. O an Saray’a mezar yapmaya karar verdim. Koşar adımlarla çöpe doğru ilerledim, çöpün içine bakmaya boynum yetmediği için bahçedeki tahta iskemleyi da aldım yanıma. Yaşlı gözlerle çöpü karıştırdım ama onu bulamadım. Nereye gitmişti Saray? Besbelli melek olup göklere uçmuştu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saray’ın ölümünden sonra bahçede yalnız oynamaya başladım. Saray yoktu yanımda ama biliyordum ki o yukarıda bir yerde beni seyrediyordu tüm babacanlığıyla. Oyunum her bittiğinde göğe bakıp “Bu kez yıkma tünelleri Saray” dedim. Yıkmadı...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-3828558130551208623?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/3828558130551208623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=3828558130551208623' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/3828558130551208623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/3828558130551208623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/07/bir-kopek-bir-cocuk-bir-olum.html' title='Bir Köpek, Bir Çocuk, Bir Ölüm'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-zW0DGM-qAFY/ThzAafAUcBI/AAAAAAAAAaE/aayfshGIZ64/s72-c/n529270879_1390203_7050.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-8543588192980997470</id><published>2010-06-10T15:55:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T14:47:27.900-07:00</updated><title type='text'>One Day İnşallah</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-8c4Y2Y5A6NM/ThzA6661iMI/AAAAAAAAAaU/NgWrq3fig50/s1600/n529270879_2332411_6863202.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-8c4Y2Y5A6NM/ThzA6661iMI/AAAAAAAAAaU/NgWrq3fig50/s400/n529270879_2332411_6863202.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628585752787257538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Dedeme, Avcı Yusuf’a &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trakyalıyım. Trakyalı olmaktan gurur duyuyorum. Çok kültürlü, çok  renkli, sıradışı bir yerde büyümenin benliğime katkısını her an  hissediyorum. Köklerimin Mustafa Kemalleri yetiştirmiş bir toprakta  olması en büyük mutluluk kaynağım. Büyüdüğüm toprakların insanlık  tarihinde iz bırakmış büyük düşünürlerin memleketi olması, medeniyetin  tohumlarının yine benim yetiştiğim yerlerde atılması  ayrı bir  sahiplenme hissi yaratıyor bende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra büyüdüğüm yerin, Trakya’nın anlam  ve önemini daha iyi hissetmeye başladım. Böylesine büyük ve kozmopolit  bir şehirde, insan köklerine daha sıkı bağlanıyor, her an hissediyor  memleketinin havasını. Durum böyle olunca küçük kıvılcımlar bir anda  yangına dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün evde otururken farkına varamadığım, anlayamadığım birşey canımı  sıktı ve kendimi dışarı attım. Soluğu Asmalımescit’te aldım. Şişhane’de  metro merdivenlerinden çıkarken balkan müzikleri karşıladı beni. İçim  kıpır kıpır oldu bir an. Kulaklarımda çalan hüzünlü şarkıları bir kenara  atıp Tünel Meydanı’nda konser veren, Romanya’dan gelen sokak  müzisyenlerini dinlemeye koyuldum. Tabii ki Balkan Müziği içkisiz  dinlenmezdi. Hemen markete koşup iki bira aldım ve konseri dinleyen  meraklı topluluk içerisine karışıp en ön sıralardaki yerimi aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grubun şarkıları beni bir başka diyara, memleketime götürdü. Balkanların  yüksek dağlarındaki soğuk köylerde yaşayan sıcak insanların arasında  hissettim kendimi. Bir Trakya düğününde gibiydim sanki. Şarkıların dili  farklıydı, söyleyenler bizim milletimizden değildi ama bu müzik bizimdi,  bizdendi. Aramızdaki farkıların hiçbir önemi yoktu. Biz aynı  toprakların insanlarıydık. Aynı acıları paylaşıyor, aynı anlarda  gülüyor, aynı şarkılarda oynuyorduk. Gerisi teferruattı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın dedesi  Avcı Yusuf’ın kökleri bugün Yunanistan sınırları  dahilindeki Drama’ya uzanıyor. Dedem Balkan Savaşları sırasında  parçalanan, tarumar edilen  bir ailenin üyesi olarak savaş ortamında  zorlu bir yolculukla Drama’dan kaçıp Kırklareli’nin Yancıklar köyüne  yerleşmiş. Dedemi hiç görmedim tanımadım, ama onun Drama’dan yolculuğa  birlikte çıktığı, yolda askerler tarafından esir alınan ve akıbetini  bilmediği kardeşinin acısını ömrünün sonuna kadar  yaşadığını çok iyi  biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir tesadüf sonucu dedemin kardeşinin izini biz bulduk. Yazlık  evimizin bulunduğu Enez yolu üzerindeki Barağı köyünde yolculuk  sırasında verdiğimiz bir mola bizi kayıp köklerimize yeniden kavuşturdu.  Oturduk konuştuk. Ağladık hep birlikte. Yad ettik Avcı Yusuf’u. Acısını  iliklerimize kadar hissettik. “Rahat uyu dede, kardeşini bulduk” dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Tünel’de Balkanlar’ın kıpır kıpır ezgilerini dinlerken, dedemin,  ailemin çektiği acılar gözümün önüne geldi. Ne kadar neşeliydi  Balkanlar, ama bir o kadar da hüzünlü ! Yakışıyor muydu Balkanlar’a  hüzün, gözyaşı? Yakışıyor muydu Balkan insanına savaşta çarpışmak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konser sonunda, grubun solistini tebrik etmek için yanına gittim. Yaşlı  gözlerle İngilizce olarak dilim döndüğümce ailemin Balkan kökenli  olduğunu anlattım ve çaldıkları şarkılarla bana köklerimi  hatırlattıkları için teşekkür ettim. Bunu duyunca o da bana sarıldı ve  çok sevindiğini söyledi. Hiç tanışmamıştık ama şarkılar ve bu ezgilerle  kapıldığımız duygular ortak noktamızdı. Yanından ayrılırken son olarak  aynen şöyle dedim “ No war , no blood in Balkans.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkan kültürüne yaraşır bir cevap verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“One day, inşallah”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-8543588192980997470?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/8543588192980997470/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=8543588192980997470' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8543588192980997470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8543588192980997470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/06/one-day-insallah.html' title='One Day İnşallah'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-8c4Y2Y5A6NM/ThzA6661iMI/AAAAAAAAAaU/NgWrq3fig50/s72-c/n529270879_2332411_6863202.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-7239026484627639157</id><published>2010-04-29T14:44:00.000-07:00</published><updated>2011-05-29T09:03:38.731-07:00</updated><title type='text'>Bilim İnsanı Olabilmek I : Bilim İnsanının Bilimselliği</title><content type='html'>&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Üniversitede görev yapan her öğretim üyesi bilim insanı mıdır? Her öğretim üyesi bu sıfatı hak eder mi? Bir öğretim üyesinin bu sıfatı taşıyabilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerekir? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;A.M. Celal Şengör, Türk Üniversiteleri’den görev yapan akademik kadroların büyük kısmının bilim insanı değil bilim memuru olduğunu söylüyor. Türkiye genelindeki&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;akademik değerlendirme ve yükselme&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ölçütleri göz önüne alınırsa Celal Hoca’nın “bilim memuru” tabirinin ne kadar doğru bir benzetme olduğu kolayca anlaşılıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Bilim insanı ve bilim memurunu ayırt etmenin en doğru yolu bilimsel üretkenliğin ölçülmesi. Bir öğretim üyesinin&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kaç makale yayımladığı, yayınladığı bu makalelerin&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ne kadar atıf aldığı bilimsel üretkenliğin belirlenmesinde kullanılan ana kriterler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Bir araştırmacının bilimsel değerinin ölçülmesinde kullanılan en önemli parametre H indeksi&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;. Son yıllarda bilim insanlarının kalitesinin değerlendirilmesinden sıklıkla başvurulan&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kriterlerin başında bu parametre geliyor. 2005 yılında JE Hirsch tarafından yayımlanan&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“&lt;i&gt;An index to quantify an individual scientific research output&lt;/i&gt;” isimli makalede&lt;i&gt; &lt;/i&gt;H indeksinin hesaplanması şu şekilde anlatıyor: “Eğer bir araştırmacının N sayıda yayını varsa ve yayınlardan h kadarının her biri en az h kadar atıf almışsa ve kalan (N-h) kadar yayın en az h sayıda atıfa sahipse araştırmacının H indeksi h’tır.” Hirsch, bu formülasyonu bir örnek aracılığıyla daha net bir şekilde açıklamış: “Örneğin, Stephan W. Hawking’in yayınlarından 62 tanesinin en az 62 atıfı bulunmaktadır. Diğer yayınların her birinin atıf alma sayısı ise 62 veya bu değerden az olduğu için Hawking’in H indeksi 62’dir." Yani bir bilim insanının yayınları aldığı atıf sayısına göre çoktan aza doğru sıralandığında; yayın sayısı ile atıf sayısının eşit olduğu makale o bilim adamının H indeksi olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Bir üniversite öğrencisinin en önemli görevi, hocasının bilimsel kalitesini araştırmak olmalıdır. A.M Celal Şengör, Arıyorum İTÜ Gazetesi’nde yayımlanan röportajında da vurguladığı gibi bir öğretim üyesinin verdiği ders hakkında yaptığı çalışmaları, yayımladığı makaleleri araştırmak, öğretim üyesinin yayımladığı makaleleriyle aldığı atıf sayısı ve H-indeksini öğrenmek öğrencinin öncelikli görevleri arasındadır. Öğrenciler, üniversitelerdeki bilimsel kalitenin en önemli gözlemcileridir. Eğer üniversitelerimizin kalitesini yükseltmek istiyorsak bu sürece biz de dahil olmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Peki nasıl dahil olacağız bu sürece. Örneğin bir öğretim üyesinin H indeksini nasıl öğreneceğiz? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;1)&lt;span style="'font:"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Öncelikle İTÜ Kütüphanesi’nin web sayfasına giriyoruz ve kampüs dışı erişim butonuna tıklıyoruz. Eğer kampüsten bağlanmak istiyorsak, hemen yan tarafa bulunan “gelişmiş arayüz” butonuna tıklamak yeterli.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tLtjpL5GI/AAAAAAAAAJQ/Vz_cq69Wh7M/s1600/muyzer1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 483px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tLtjpL5GI/AAAAAAAAAJQ/Vz_cq69Wh7M/s400/muyzer1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466045818778412130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;2)&lt;span style="'font:"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Açılan sayfaya gerekli bilgileri giriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tNJxo_ESI/AAAAAAAAAJY/l6WjpvSB168/s1600/muyzer2.bmp" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 541px; height: 239px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tNJxo_ESI/AAAAAAAAAJY/l6WjpvSB168/s400/muyzer2.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466047403083632930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;3)&lt;span style="'font:"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Karşımıza çıkan listeden “Web of Science” başlığına tıklıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tN5-hQrNI/AAAAAAAAAJg/Mw--p4UTP50/s1600/muyzer3.bmp" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 594px; height: 208px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tN5-hQrNI/AAAAAAAAAJg/Mw--p4UTP50/s400/muyzer3.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466048231174614226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;4)Önümüze gelen sayfaya aratmak istediğimiz ismi giriyoruz ve&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;aramayı “AUTHOR” sınıflandırmasına göre yapmak istediğimizi belirtiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tO-VhuzHI/AAAAAAAAAJo/D_l-WtW6k4E/s1600/muyzer4.bmp" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 498px; height: 270px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tO-VhuzHI/AAAAAAAAAJo/D_l-WtW6k4E/s400/muyzer4.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466049405581708402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;5) Şimdiki sayfada girmiş olduğumuz araştırmacının şu ana kadar yayımladığı tüm makaler çıkacak. Bu sayfada yer alan “Create Citation Report” adlı butona basıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tRMDACGnI/AAAAAAAAAJw/M7K9G1TPTNk/s1600/muyzer5.bmp" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 485px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tRMDACGnI/AAAAAAAAAJw/M7K9G1TPTNk/s400/muyzer5.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466051840149953138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;6)&lt;span style="'font:"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Bu sayfada araştırmacının yıllara göre yayımladığı makale ve aldığı atıf sayısını görmek mümkün. Ayrıca H-indeks değeri, toplam atıf sayısı ve makale başına alınan atıf sayısını da görebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tUEktMk8I/AAAAAAAAAJ4/P_v71a5T3Fk/s1600/muyzer6.bmp" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 457px; height: 270px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tUEktMk8I/AAAAAAAAAJ4/P_v71a5T3Fk/s400/muyzer6.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466055010293683138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:BenguiatTurk;  panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0;  mso-font-alt:"Times New Roman";  mso-font-charset:0;  mso-generic-font-family:auto;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:auto;  mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:0cm;  margin-left:36.0pt;  margin-bottom:.0001pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast  {mso-style-priority:34;  mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-type:export-only;  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:36.0pt;  mso-add-space:auto;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0  {mso-list-id:1025134214;  mso-list-type:hybrid;  mso-list-template-ids:-318096114 -1661446862 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1  {mso-level-text:"%1\)";  mso-level-tab-stop:none;  mso-level-number-position:left;  text-indent:-18.0pt;  mso-ansi-font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} ol  {margin-bottom:0cm;} ul  {margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;&lt;span style=""&gt;7)&lt;span style="'font:"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-size:12pt;"&gt;Örneğin Gerad Muyzer’in H-indeks değeri 42 olarak hesaplanmış. Eğer makale listesinde yer alan 42. Makeleyi bulursak, bu makalenin aldığı atıf sayısının 42 olduğunu; 43. makalenin ise 41 atıf alarak H-indeksinin hesaplanmasına dahil edilmediğini&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;göreceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tWKKObhyI/AAAAAAAAAKA/JMo90jzLaJ8/s1600/muyzerh.bmp" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 492px; height: 249px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tWKKObhyI/AAAAAAAAAKA/JMo90jzLaJ8/s400/muyzerh.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466057305287788322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: justify; text-indent: -18pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-7239026484627639157?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/7239026484627639157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=7239026484627639157' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7239026484627639157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7239026484627639157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/04/bilim-insan-olabilmek-i.html' title='Bilim İnsanı Olabilmek I : Bilim İnsanının Bilimselliği'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/S9tLtjpL5GI/AAAAAAAAAJQ/Vz_cq69Wh7M/s72-c/muyzer1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-7316252778569521160</id><published>2010-04-10T14:20:00.000-07:00</published><updated>2012-02-02T14:33:09.541-08:00</updated><title type='text'>Kuşku Duymak ve Emin Olmak</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Deniz’in “&lt;a href="http://www.garajimdakiejderha.com/2010/04/inanc-ve-pozitivizm.html"&gt;İnanç ve Pozitivizm&lt;/a&gt;” yazısına cevap olarak yazdığım “&lt;a href="http://burakavci.blogspot.com/2010/04/dogruya-giden-ince-uzun-yol.html"&gt;Doğruya Giden İnce Uzun Yol&lt;/a&gt;” yazısına karşılık olarak Deniz de&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“&lt;a href="http://www.garajimdakiejderha.com/2010/04/bilimin-kesinsizligi.html"&gt;Bilimin Kesinsizliği&lt;/a&gt;” isminde bir yazı daha kaleme aldı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Deniz yazısında Hitler’in Yahudi Soykırımı’na atıfta bulunarak, böylesine bir olayı “&lt;i&gt;doğru olabilir, bilim kesinsizdir, katliamın olup - olmadığı bilinemez&lt;/i&gt;" diyerek değerlendirmenin yanlış bir yaklaşım olduğunu söylüyor. Deniz haklı. Hitler’in II. Dünya Savaşı’nda yaptığı bir soykırım bir gerçektir, bir olgudur. Çünkü reel olarak insanlar öldürülmüş, büyük kıyımlar yapılmıştır. Böylesine bir olayı “bilinmez” yapan hiçbir unsur yoktur, fakat Deniz’in göremediği birşey var. Benim bahsettiğim husus, olguların gerçekliği değil yorumların gerçekliğidir.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Hitler’in yaptığı soykırım son tahlilde bir olgudur fakat bu soykırımı yorumlamak, tarih sahnesinde belli bir yere oturtmak hiç de kolay bir iş değildir. Yazımda da belirttiğim gibi: “Belirli bir sistematik içerisinde güncel bir olayı tarihi bir zincire yeni bir halka olarak eklemek yüzyıllar sonraki gözlemcilerin başarıyla ve “doğrulukla” tamamlayacağı bir iştir. Buradaki “güncel olay” sıfatı sadece günübirlik gelişmeleri değil yüzyıllar süren bir zaman dilimini kapsamaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Hitler’in soykırımının Dünya Tarihi’nin seyrine etkilerini günümüz tarihçilerinin bile doğru olarak yorumlaması güçtür. Çünkü Kuhn’un da söylediği gibi şimdiye kadarki deneylerle doğrulanmış yorumların yarınki deneylerle yanlışlanabilmesi muhtemeldir. Burada “deney” derken kastedilen şey Hitler’in yaptığı soykırıma ait verileri kullanarak yorumlar yoluyla sosyal bilimcilerin akıl yürütmesidir. &lt;b style=""&gt;Yanlışlanabilecek olan Hitler’in soykırımı değil bu soykırım üzerine yapılan yorumlarıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Unutulmamalıdır ki sosyal bilimler, doğa bilimlerinin aksine daha çok “yorumlar” üzerine inşaa edilen bir sistematiğe sahiptir. Bir sosyal bilimcinin elindeki bilgileri yorumlanması için sahip olduğu esneklik doğa bilimlerine göre çok daha fazladır. Daha önce de belirttiğim gibi bu yorumu yapan ile hakkında yorum yapılan iki nesne de insan olduğu için ve Kuhn’un “&lt;span style=""&gt;bilim adamları ve dolayısıyla onların araştırmaları ve ulaştıkları sonuçlar da bu ortamdan etkilenir.” tezine&lt;b&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;pararel olarak &lt;b&gt;bir sosyal bilimcinin “gerçek bir olgu” üzerine yaptığı yorum yani “deney” sosyal bilimcinin çevresiyle olan etkileşimine dolayısıyla hiçbir zaman doğa bilimlerindeki gerçeklik kavramına eşdeğer olamaz. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Deniz’in bahsettiği bir diğer husus da Darwin’in Evrim Kuramı. Şu ana kadar elde bulunan veriler bu kuramı desteklemekte ve çok sağlam bir zemine oturtmaktadır, fakat gelecekteki bulguların Evrim Kuramı’nı hangi yönde etkileyeceği hala bir soru işaretidir. Darwin’in teorisini dinsel bilgilerle yanlışmaya çalışan ahmaklara karşı “Darwinizm” adında bir akım yaratarak karşı koymak ve bilimsel bilgiyi tartışılamaz, değiştirilemez bir dinsel bilgiye dönüştürmek bilimsel düşünce yapısına ters bir davranıştır. Bu yüzden Evrim Kuramı’na her zaman bilimsel kuşkuculukla bakmak ve “&lt;i style=""&gt;Ortada asgari derecede kanıt vardır ve her gün bu kanıtları destekleyen yeni kanıtlar ortaya çıkıyorsa - o konuda &lt;span style=""&gt;emin olmanın&lt;/span&gt; bir mahsuru yoktur&lt;/i&gt;” diyerek bilimsel diyalektiği baltalamak doğru bir yol değildir. Unutmayalım ki bilimsel düşüncenin temelinde kuşku vardır ve emin olmak kuşku ile zıt anlam taşımaktadır. Darwin’i anlamak Darwin’den kuşku duymak demektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; "&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-7316252778569521160?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/7316252778569521160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=7316252778569521160' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7316252778569521160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7316252778569521160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/04/kusku-duymak-ve-emin-olmak.html' title='Kuşku Duymak ve Emin Olmak'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-4435282033019371315</id><published>2010-04-09T16:50:00.001-07:00</published><updated>2012-02-02T14:32:29.944-08:00</updated><title type='text'>Doğruya Giden İnce Uzun Yol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span  &gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cfriction%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cfriction%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cfriction%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Table Normal";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;  mso-para-margin-top:0cm;  mso-para-margin-right:0cm;  mso-para-margin-bottom:10.0pt;  mso-para-margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-theme-font:minor-fareast;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Sosyal bilimler ile doğa bilimleri arasındaki farklar ve çatışma yüzyıllardır tartışılan bir konu. Bazı doğa bilimciler sosyal bilimleri “bilim”den saymayacak kadar ileri bile gidiyor zaman zaman. Bu görüşü savunurken ortaya attıkları en önemli tez doğa bilimlerinin aksine sosyal bilimlerin insanı merkez alan bir yapıda olması ve bir insanın insanı merkez alan bir düşünce sistematiği içeresinde doğruya ne kadar yakın olabileceği. Hal böyle olunca bu sorunun üstesinden gelebilmek için ünlü bilim filozofu Thomas Kuhn’a kulak vermek gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Kuhn, bilimsel önermelerin ne kesin olarak doğrulanabilir ne de kesin olarak yanlışlanabilir olduğunu söylüyor. Çünkü, tüm bilimsel teoriler ya da yasalar sınırlı sayıda deneye dayanarak yapılmış (tümevarımsal) birer genellemedir&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;. Bu nedenle de onlar, şimdiye kadarki deneylerde doğrulanmış bile olsalar yarınki deneylerde yanlışlanabilirler.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Bu nedenle Kuhn, bilimi olgucuların yaptığı gibi deneysel araştırmaların kesinleşmiş ürünlerine ingirdeyerek tanımlamaktansa, bilimin kesintisiz bir araştırma süreci oluşunu öne çıkarır. Aynı zamanda olgucuların yaptığı gibi bilimsel bilginin nesnelliği konusuna da kuşkuyla yaklaşır. Çünkü Kuhn’a göre bilimsel araştırmalar ve ulaşılan sonuçlar, bilim adamlarının içinde yaşadıkları toplumsal-kültürsel ortamdan, yani o dönemin inanç, istek ve ihtiyaçlarından bağımsız değildir&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;. Bilim adamları ve dolayısıyla onların araştırmaları ve ulaştıkları sonuçlar da bu ortamdan etkilenir.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Bu açıdan bakıldığında, doğa bilimleri ve sosyal bilimler arasındaki en büyük fark, sosyal bilimlerin doğa bilimlerine göre ortam şartlarından daha çok etkilendiğidir. Bir sosyal bilimcinin yaşadığı tecrübe, dünya görüşü ve kişisel tarihi büyük oranda düşünce sistematiğini de etkilemekte; bilimsel yorumlama kabiliyetini sınırlamaktadır. Bir sosyal bilimcinin “tarafsız” olarak gözlem yapabilmesi, gözlemlerini “tarafsız” şekilde yorumlaması imkansızdır. Çünkü kendisi bir insan olararak karşısında başka bir insanı gözlemlemekte ve yorumlamaktadır. Sürecin iki elemanı da aktiftir ve bu sürecin kesinliği ve doğruluğu tartışmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Bir diğer konu da doğrulanmış deneylerin geçerliliğidir. Sosyal bilimlerde, güncel değerlendirmelerin ve aktüel gözlemlerin tarihsel arka plan çerçevesinde yorumlanması güçtür. Belirli bir sistematik içerisinde güncel bir olayı tarihi bir zincire yeni bir halka olarak eklemek yüzyıllar sonraki gözlemcilerin başarıyla ve “doğrulukla” tamamlayacağı bir iştir. Sosyal bilimlerde şimdiye kadarki deneylerle doğrulanmış olguların yarınki deneylerle yanlışlanabilme olasılığı yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Bu yüzden, sosyal bilimler konusunda kafa yoranların daha esnek olması lazım. Doğa bilimlerindeki “doğruluk” kavramının sosyal bilimlerdeki izdüşümünü çok iyi bilmesi, aktüel olayları tarafsız bir şekilde yorumlamak için olguları ne kadar ince bir akıl süzgecinden geçirmesi gerektiğinin farkında olması ve bu farkındalıkla yorum yapması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="font-family: Georgia, serif; font-size: 100%; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; text-align: justify; "&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"&gt;Gerisi laf-ı güzaf...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-4435282033019371315?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/4435282033019371315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=4435282033019371315' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/4435282033019371315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/4435282033019371315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/04/dogruya-giden-ince-uzun-yol.html' title='Doğruya Giden İnce Uzun Yol'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-3883232178723532855</id><published>2010-01-31T11:44:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T14:48:52.245-07:00</updated><title type='text'>Tek Kanatlı Kuş</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-uwdz84MJDWE/ThzBPgCsZAI/AAAAAAAAAac/TJlOW26pPxo/s1600/22460_282783690879_529270879_3977211_5050601_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 305px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-uwdz84MJDWE/ThzBPgCsZAI/AAAAAAAAAac/TJlOW26pPxo/s400/22460_282783690879_529270879_3977211_5050601_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628586106349708290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Uzun süredir dile getirilen fakat Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi tarafından bir türlü kabul edilmeyen “CHP sağa kayıyor” eleştirileri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun "Türkiye’de sol yok, sağımız güçlü bu yüzden sağa doğru gidiyoruz. Çünkü oy alacağız" demesiyle resmî ağızdan ilk kez doğrulandı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesiyle başlayan süreçte Baykal’ın politikası zaten buydu fakat nedense bu bir türlü kabul edilmedi; “ biz sosyal demokrat bir partiyiz” denildi. Baykal, AKP’nin merkez sağın çökmesiyle ortaya çıktığını ve ANAP, DYP gibi partilerin seçmenlerinden beslendiğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden, AKP ile yarışabilmek için eski merkez sağ partilerinin seçmenini hedefleyen bir söylem geliştirdi. Mevlana’ya atıfta bulunarak “Gel, gel, ne olursan ol&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yine de gel” bile dedi vakti zamanında. Ne yazık ki bu söylem tutmadı, CHP istediği merkez sağ seçmenine ulaşamadı. Zaten Türkiye’deki sağ ve sol siyaset blokları tarisel olarak incelendiğinde böyle bir açılımın başarısız olacağı belliydi. Bu noktadan sonra aklı başında bir partinin bu söylemden vazgeçmesi ve başka türlü politikalar üretmesi gerekirken; CHP’nin bu söylemi daha da kuvvetlendi, özellikle milliyetçilik konusunda MHP’den daha sert bir üsluba büründü. Akıl almaz bir şekilde gelişen bu sert üslup yerine CHP’nin tekrar eski sosyal demokrat kimliğine, 1990’ların başında Erdal İnönü önderliğinde sentezlenen politikalar üzerine yeni bir söylem geliştirmesi gerekiyordu, fakat olmadı. Bu sert üslup, eğer böyle giderse, gelecekte Türkiye’nin başına daha çok çorap örecek.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türkiye, son yıllarda çok keskin bir kutuplaşma yaşıyor. İzmir, Konya, Diyarbakır ve Erzurum’un arasındaki uçurum giderek büyüyor. Dincilik-Laiklik ve Türk milliyetçiliği- Kürt milliyetçiliği arasında yaşanan bu büyük kutuplaşmada, her iki cephede de savaşan tek bir parti var: CHP. Cumhuriyet Halk Partisi, sosyal demokrat kimliğiyle, sermeye- emek çelişkisine dayalı politikalar geliştirerek&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kutuplaşan insanları birbirine yakınlaştırmak ve bu kutuplaşmaya “dur” demek yerine; ateşe körükle gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Son günlerde Edirne, İzmir gibi bölgelerden&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;DTP’lilere karşı “linç girişimi” haberleri geliyor. CHP’nin çok güçlü olduğu bu bölgelerde yaşanan milliyetçilik patlamasının nedeni nedir acaba? “Sosyal demokrasi’nin kalesi” denen yerlerde nasıl oluyor da böyle durumlar yaşanabiliyor?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Rıza Türmen, “Türkiye’de partilerin politikalarını seçmenler yönlendirmiyor; partiler seçmenlerin politik görüşlerini yönlendiriyor” diyor. Diğer bir deyişle, CHP’nin sert milliyetçi söylemi, Türkiye’nin “sosyal demoktat” orta sınıfı üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Türkiye’nin &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;aydınlık &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;günler görmesi için çok önemli görevler üstlenmesi gereken, son yıllarda oluşan “kutuplaşmayı” kıracak tek kesim olan orta sınıfın bu kutuplaşmanın bir parçası olması gerçekten çok tehlikeli durum. Çünkü, diğer kesimlerin aksine orta sınıf,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;din, ırk gibi değerler dışından politika geliştirmeden de seslenilebilecek tek sınıftır, bu yüzden bir tampon işlevi görür.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;CHP, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;orta sınıf üzerinden “ırk” temelli politikalar geliştirerek, bu kesimin “tampon”luk görevini ortadan kaldırmıştır. Sertleşen CHP politikasıyla, bu kesimin kutuplaşmanın içine daha çok çekileceği ve bu kutuplaşmanın Türkiye üzerinde telafisi zor yaralar açacağı aşikardır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye’de sol yok” demesi büyük bir yanlışlıktır. Çünkü, Türkiye’de tarihin süzgecinden geçerek oluşan güçlü bir orta sınıf&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ve yine özellikle yetmişli yıllarda oluşan köklü bir işçi hareketi vardır. Adı geçen bu iki sınıf üzerinden –istenirse- çok güçlü sosyal demokrat söylemler geliştirilebilir ve bu söylemler siyaset sahnesinde somutlaştırılabilir. Bunun en büyük örneği, 1990’lı yılların başında Erdal İnönü öncülüğündeki SHP’nin başarısıdır. CHP’nin “Türkiye’de sol yok” demek yerine ülkemizde sol siyasete yatkın kesimlere seslenecek politikalar geliştirmesi ve ülkemizdeki kutuplaşmayı ortadan kaldırmak için orta sınıfın tampon işlevini yeniden canlandırması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yaşar Kemal Cumhuriyet muhabiri olarak 1961 seçimlerinde İsmet Paşa ile Malatya’ya gitmiş. Orada bir gece Paşa, Yaşar Kemal’e “Gel bakalım Gökçeli” demiş “Tek kanatlı kuş uçar mı?” “Uçmaz paşam!” demiş Yaşar Kemal.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;İsmet Paşa “İşte biz bu hatayı yaptık” diye devam etmiş. “ Bir demokrasinin sağ ve sol kanatları olur. Biz tek kanatla kuş uçurmaya kalktık.”&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Deniz Baykal’ın bir an önce tek kanatlı kuşun uçamayacağını anlaması lazım...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:1;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-format:other;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-ascii-theme-font:minor-latin;  mso-fareast-font-family:Calibri;  mso-fareast-theme-font:minor-latin;  mso-hansi-font-family:Calibri;  mso-hansi-theme-font:minor-latin;  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-theme-font:minor-bidi;  mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault  {mso-style-type:export-only;  margin-bottom:10.0pt;  line-height:115%;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-3883232178723532855?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/3883232178723532855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=3883232178723532855' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/3883232178723532855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/3883232178723532855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/01/tek-kanatl-kus.html' title='Tek Kanatlı Kuş'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-uwdz84MJDWE/ThzBPgCsZAI/AAAAAAAAAac/TJlOW26pPxo/s72-c/22460_282783690879_529270879_3977211_5050601_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-5500419916224668043</id><published>2010-01-26T15:13:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T14:49:32.579-07:00</updated><title type='text'>Sadece Düşünelim</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-zIBBWLv_b74/ThzBZ5G7rAI/AAAAAAAAAak/P6v_nt8ggo8/s1600/22460_274838565879_529270879_3946190_1956375_a.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 271px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-zIBBWLv_b74/ThzBZ5G7rAI/AAAAAAAAAak/P6v_nt8ggo8/s400/22460_274838565879_529270879_3946190_1956375_a.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628586284877065218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklılıklar doğanın en büyük zenginliği. Biyolojik sistemlerin ayakta durabilmesini sağlayan en önemli parametre kuşkusuz çeşitlilik. Bir sistem barındırdığı çeşitliliğin yelpazesi kadar güçlü olabiliyor. Peki niçin bu kadar önemli çeşitlilik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ekosistem hayal edelim. Aynı tür veya birbiriyle çok benzer özelliklere sahip canlıların yaşadığı bir ortam olsun burası. Benzerlikler kısa vadede hep birlikte ayakta kalmak için önemli bir fırsat olabilir fakat uzun vadede düşündüğümüzde benzerlikler aynı zamanda bu ortamdaki tüm canlıların bir anda yok olmasını da yol açabilir. İşte çeşitliliğin önemi burada ortaya çıkıyor. Eğer bir ortamdaki çeşitlilik ne kadar fazlaysa farklılaşan çevre koşullarına bağlı olarak yeni şartlarda ayakta kalabilecek canlı sayısı o denli artıyor. Başka bir deyişle farklılıklar canlılığın devamının garantisi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünme yeteneği insanları diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan en önemli özellik kuşkusuz. Bu önemli yeteneğe sahip olan insan türünün canlılığın devamı için en önemli parametrenin “farklılıklara saygı” olduğunu bilmesi ve aklını kullanarak farklılıkları korumak için çaba göstermesini beklerken; tarih insanlığın farklılıklara ne kadar tahamülsüz olduğunu gösteren kanıtlarla doludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin tozlu sayfalarına gitmeye gerek yok aslında. Türkiye’de yaşanan son olayları düşündüğümüzde toplum olarak kendi içimizde barındırdığımız renkleri ne kadar hor gördüğümüz ortada. Selendi’den sürgün edilen romanlardan sonra Selendi eskisi gibi olabilecek mi acaba? Edirne’deki acımasız linç sahnelerinden sonra farklı görüşler seslerini yükseltebilme cesaretini nasıl bulacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan olduğumuzu düşünelim.&lt;br /&gt;Düşünüyorsak var olduğumuzu düşünelim.&lt;br /&gt;Farklılıklara saygı göstermenin ne kadar önemli olduğunu düşünelim.&lt;br /&gt;Çeşitliliği yok edersek sonumuzun ne olacağını düşünelim.&lt;br /&gt;Sadece düşünelim.&lt;br /&gt;Doğru yolu bulacağız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Bu yazı 13 Ocak 2010 tarihinde İTÜ24 web sitesinde yayımlanmıştır &lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-5500419916224668043?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/5500419916224668043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=5500419916224668043' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/5500419916224668043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/5500419916224668043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/01/sadece-dusunelim.html' title='Sadece Düşünelim'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-zIBBWLv_b74/ThzBZ5G7rAI/AAAAAAAAAak/P6v_nt8ggo8/s72-c/22460_274838565879_529270879_3946190_1956375_a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-4725538173628281582</id><published>2010-01-26T15:12:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T14:52:45.637-07:00</updated><title type='text'>Işık Nerede?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bFp36lSChlU/ThzCH8gznII/AAAAAAAAAbE/q3nJeYdhXkA/s1600/22460_274832635879_529270879_3946178_3716410_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 218px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-bFp36lSChlU/ThzCH8gznII/AAAAAAAAAbE/q3nJeYdhXkA/s400/22460_274832635879_529270879_3946178_3716410_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628587076064877698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçen gün kendimi meşhur sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta hiç istemediğim bir tartışmanın ortasında buluverdim. Konu Edirne’de basın açıklaması yapmak isteyen DTP’li öğrencilere bir grubun tekme tokat girişmesiydi. Bir Edirneli olarak memleketimde insanların kendi görüşlerini özgürce ifade edemediği için utanç duyduğumu belirttim ve eğer bu olayda bir suç unsuru varsa bunun şiddetle değil kanun yoluyla çözülmesi gerektiğini belirttim. Ardından gelen yorumlar hem komik hem de içler acısıydı. Bazıları beni teröristlikle suçluyor bazılar da “sen eğer Edirneli isen ben değilim” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde Türkiye’de insanları “vatan haini” , veya “terörist” olarak suçlamak o kadar kolaylaştı ki. İnsanlar karşısındakini anlamak yerine yaftalıyor. Karşısındakinin ne dediğini anlamadan, kavramadan insanları kendi kafasındaki basit şablonlara sığdırabilmek için özel bir çaba sarf ediyor. Durum böyle olunca Türkiye’de gri olmak neredeyse imkansız. Ya siyahsın ya beyaz. Gri olma, farklı şeyler düşünme, değişik şeyler söyleme hakkın yok. İnsanların kafası sadece siyah ve beyaza odaklandığı için ne yazık ki gri tonları kimse algılayamıyor. Bu çok tehlikeli bir durum. Eğer Türkiye’de gri algısı yeniden gelişmezse, yüzyıllardır bu topraklarda hüküm süren hoşgörüyü aklımızın kuytu köşelerinde saklı durduğu yerden çıkarmazsak önümüzdeki günler çok zor geçecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda Türk Siyaseti’nin çözüm üretememesi, semboller üzerinden siyaset yapılarak din, ırk gibi kutsal ögelerin siyasete malzeme edilmesi bizi bu noktaya getirdi. Siyaset uç noktalarda yapılıyor artık. Merkezi bir konumda ılımlı bir siyaset üreten politikacı biliyor musunuz? Son yıllarda ülkemizi ilgilendiren önemli bir sorunun geniş katılımlı bir çözüm süreciyle karara bağlandığını hatırlıyor musunuz? Herkes ayrı bir telden çalıyor, biri öbürünün ak dediğine kara diyor. Bu gergin iklim, hem insanların kutuplaşmasına neden oluyor; hem de çok önemli bir kavramın oluşmasına engelliyor: ortak akıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak aklımızı kaybettiğimiz için bugün bu halde Türkiye. Ortak aklımızı kaybettiğimiz için düşünemiyoruz. En önemli ortak değerlerimizden biri olan hoşgörüyü unuttuğumuz için bugün büyük bir kutuplaşma var Türkiye’de. Birbirimizi dinlemeyip yaftaladığımız için sorunlarımıza çözüm üretemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz gözü görmüyor, el eli tutmuyor. Kapkaranlık her yanımız. Işığı arıyoruz. Nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Halil İnalcık’a kulak verelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Bin yıllık Türk tarihini inceleyen biri olarak, Anadolu'nun bütün dönemlerde büyük saldırılarla karşı karşıya kaldığını ama her seferinde bunları atlatarak bugüne kadar başarıyla geldiğini gördüm. Hiç şüphem yok ki, Anadolu halkının tarih boyunca geliştirdiği hoşgörü ve akıl, bu dönemi de başarıyla atlatmasını sağlayacaktır."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Bu yazı 13 Aralık 2009 tarihinde İTÜ24 web sitesinde yayımlanmıştır&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-4725538173628281582?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/4725538173628281582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=4725538173628281582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/4725538173628281582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/4725538173628281582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/01/isk-nerede.html' title='Işık Nerede?'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bFp36lSChlU/ThzCH8gznII/AAAAAAAAAbE/q3nJeYdhXkA/s72-c/22460_274832635879_529270879_3946178_3716410_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-3559509224559779352</id><published>2010-01-26T15:10:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T14:51:28.246-07:00</updated><title type='text'>Bir 10 Kasım Yazısı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-afM7rQg0F-4/ThzB2p4mdII/AAAAAAAAAa0/pIg66bCrZd8/s1600/22460_274820060879_529270879_3946114_4123311_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 340px; height: 244px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-afM7rQg0F-4/ThzB2p4mdII/AAAAAAAAAa0/pIg66bCrZd8/s400/22460_274820060879_529270879_3946114_4123311_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628586779006628994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0 Kasım, Türkiye'nin geriye dönüp bir muhasebe yaptığı bir tarih olmaktan çok; küçüklerin taştan Atatürk büstlerinin önünde selam durarak , büyüklerin Anıtkabir yollarında yürüyerek geçirdiği bir gün olarak kutlanıyor ne yazık ki. Senelerdir, Atatürk'ün anma törenlerinin böylesine bilinçsiz bir şekilde yapılması Atatürk'ü taşlaştırmaktan başka bir şey değil. Halbuki 10 Kasım törenleri, Türkiye'nin geriye dönüp baktığı, şapkasını önünü koyup düşündüğü günler olmalı. Yas ve anma değil özeleştiri törenleri düzenlenmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle 12 Eylül sonrasında, Atatürk'ü topluma mitolojik bir kahraman, tartışılmaz bir kişi olarak sunma eğilimi giderek arttı. Bu eğilim ile birlikte Atatürk, eleştirilemez ve erişilemez bir karakter olarak kazındı yeni neslin kafasına. Bu nesil için Atatürk okul bahçesindeki taştan büst idi. Atatürk'ün fikirleri de aynı heykeli gibi taştandı; sabitti, değiştirilemezdi. Halbuki taşlaştırılan Atatürk'ün Ankara Gençlik Parkı'nın girişindeki taştan heykelinin altında şöyle yazıyordu: "Atatürkçülük; Atatürk'ün yolunda ondan daha ileri gitmektir." Çoğu nesil Gençlik Parkı'ndaki o sözün ne anlama geldiğini bilmeden yetişti. "Ben manevi miras olarak hiçbir ayet,dogma bırakmıyorum" diyen Atatürk'ün putlaştırıldığı bir dönemde kim anlayabilirdi Atatürkçülük'ün Atatürk'ün yolundan daha ileri gitmek olduğunu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum böyle olunca herkes yeni bir Atatürk bekliyor. Yaşayan, ete kemiğe bürünen Atatürk yerine topluma taşlaşan Atatürk'ün dayatılmasıyla herkes "Atatürk, mezarından çıksa da yeniden ülkeyi kurtarsa" diyor çaresizlikle. Okul bahçesindeki taştan Atatürk heykelini "İşte Atatürk budur" diye öğrenen, o heykele sarılıp ağlayan nice nesil, farkında değil Atatürk'ün beyinlerindeki fikirlerde, damarlarında dolaşan asil kanda olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Teknik Üniversitesi, geçtiğimiz yıllarda örnek bir davranış sergileyerek, üç sene boyunca Atatürk'ü anma törenlerini "akıl ve birim bayramı" olarak kutladı. Türkiye'nin önde gelen düşünce insanlarının çok geniş bir yelpazede konuşmalar yaptığı bu törenler, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana her alanda yapılan çalışmaların bir özeleştirisi niteliğindeydi. Topluma yön verme ve aydınlatma sorumluluğuyla yapılan bu törenler, taşlaşan Atatürk'ün yeniden ete kemiğe bürünmesi; yeni neslin gerçek Atatürk'ü tekrar tanıması ve Atatürkçülük'ün Atatürk'ün yolundan daha ileri gitmek olduğunu özümsemesi noktasında çok önemli görevler üstlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk'ü "akıl ve bilim bayramı" ile anan İTÜ, yönetimin değişmesiyle Atatürk'ü anma törenlerini benzerlerinden farkı olmayan rutin bir havaya soktu. Dileğimiz,bu ülkenin en önemli kurumlarından biri olan İTÜ'nün Atatürk'ü anma noktasında geçmişte üstlendiği kutsal misyonu tekrar üstlenmesi ve yeni nesil ile ete kemiğe bürünmüş Atatürk'ü tanıştırması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Bu yazı 10 Kasım 2009 tarihinde İTÜ24 web sitesinde yayımlanmıştır&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-3559509224559779352?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/3559509224559779352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=3559509224559779352' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/3559509224559779352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/3559509224559779352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2010/01/bir-10-kasm-yazs.html' title='Bir 10 Kasım Yazısı'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-afM7rQg0F-4/ThzB2p4mdII/AAAAAAAAAa0/pIg66bCrZd8/s72-c/22460_274820060879_529270879_3946114_4123311_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-7563497656099669994</id><published>2009-09-01T12:31:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T14:53:50.125-07:00</updated><title type='text'>Özgürlük'ün Özgürlüğü</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MeXr0V3oDr4/ThzCZjAYEbI/AAAAAAAAAbM/3Sw5JhGI-Ek/s1600/7435_131854680879_529270879_3024327_6158051_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 244px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-MeXr0V3oDr4/ThzCZjAYEbI/AAAAAAAAAbM/3Sw5JhGI-Ek/s400/7435_131854680879_529270879_3024327_6158051_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628587378455613874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Zülfü Livaneli’nin Özgürlük şarkısının Vodafone reklamlarında kullanılmaya başlanması, büyük bir tartışma yarattı. Yıllardır dillerden düşmeyen, kuşaktan kuşağa aktarılan, ülkenin en zor zamanlarında güzel günleri hayal ederken söylenen Özgürlük, bir şarkı olmanın yanında bir idealin, bir umudun ezgisi aynı zamanda. Sadece Özgürlük değil elbet, genel anlamda tüm Livaneli Besteleri, Türkiye’de düşünceleri ve hayalleri uğruna çile çekmiş bir kuşağın yaşadıklarının yarına aktarılması ve bu hayallerin sürekliliğinin sağlanması noktasında &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;büyük önem taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Livaneli, Özgürlük’ün reklam filmlerinde kullanılmasını, şarkılarının geniş kitlelere ulaşması açısından önemli bir adım olarak görüyor. Şarkılarının dar bir kesime hapsolmaması için büyük çaba harcağını, bestelerini diğer şarkıcılarla paylaşarak onların bilinirliğini arttırdığını vurguluyor ve “geniş kitlelerin, halkın denizinde yıkanmaktan korkmadım” diyor. Aynı zamanda Türkiye’deki sol kesimin tutuculuğunu da eleştiren Livaneli, içe kapanık ve halktan kopuk politikalar üreten solcuların kendi içlerinde kavga ederken, kendi değerlerini törpülemeye çalışırken sağın örgütlenip, iktidarı ele geçirdiğini hatırlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İşte burada sorulması gereken sorular var. Bugün, Livaneli’nin Özgürlük şarkısını cep telefonu operatörünün reklamında dinleyen bir çocuk, özgürlüğü nasıl algılayacak acaba? Özgürlüğü, telefonla konuşma hürriyeti gibi dar ve anlamsız kalıpların içerisine hapseden bir algının gelişmesine yol açmaz mı böylesine bir durum? &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Seneler önce aynı şarkıyı hapishanelerde, işkence evlerinde özgürlük umuduyla söylemiş dedesinin çektiği çileleri nasıl anlayabilecek özgürlüğü böylesine dar kalıplar arasına sıkıştırmayı öğrenen bir çocuk?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Bu durum sol ideolojinin içe kapanıklığından daha tehlikeli bir durum değil midir?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;90’lı yıllarda Livaneli Şarkıları, kitle iletişim araçlarında pek fazla yer almasa bile; kulaktan kulağa taşınarak yeni nesillere aktarıldı. Nitekim bu yıllarda Zeynep Oral: “Kim öğretiyor bu şarkıları bu çocuklara?” diye soruyordu. Bu yıllarda, babadan oğula miras gibi taşınan bir gelenek, dost meclislerinde eski günleri yad ederken söylenen şarkılardı Livaneli Şarkıları. Öte yandan bu yıllarda bu şarkılar sol kesimin himayesinden çıkıp; tüm topluma yayıldı. Çok ilginç bir şekilde sağcısı solcusu aynı şarkıları söylemeye başladı bu dönemde. Bu durum geçmişte birbiriyle çatışmış, birbirine düşman gözüyle bakmış kesimler arasında bir empati doğurdu. Şarkılarla yeni bir dil gelişti, sağlam köprüler kuruldu. &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Şarkıların geniş kitlelere yayılması, onların değerini yitirmesine yol açmadı; şarkılar eskiden taşıdıkları anlamı bugüne aktararak farklı kesimler arasında köprü oluşturdu&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;. Geçmişteki heyecanlar, hüzünler hatırlandı şarkılarla hep beraber. Bu şarkıların değerini &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;yitirmesi, Türkiye’nin sol hafızasının yitirmesinin yanında, oluşturulan bu empatiye de zarar verecektir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Dün Livaneli Şarkıları’nın geçirdiği evrimle, bugün karşılaştığı tehlike birbirinden farklıdır. Geçmişte anlamını yitirmeden geniş kitlelere ulaşıp, hem siyasal bir hafıza oluşumuna hem de farklı kesimler arasında empati kurulmasına yardımcı olan bu şarkılar, bugün değer erozyonuna uğrama tehdidiyle karşı karşıyadır. &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Bu erozyonun nedeni şarkıların dinleyiciler tarafından farklı yorumlanması değil; dinleyicilere farklı kalıplar içerisinde sunulmasıdır.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Çünkü, sözü edilen farklı sunuş biçimleri, yeni kuşaklara farklı ve anlamsız değerleri çağrıştırarak hem siyasal hafızaya hem de empatiye büyük zarar görecektir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Özgürlük’ü , Karlı Kayın Ormanı’nı, Yiğidim Aslanım’ı gelecekte doğacak çocuğuna geçmişteki anlamıyla öğretmek isteyen bir baba adayı olarak, Vodafone ile olan sözleşmesini iptal edip, Özgürlük’ü tekrar özgürlüğüne kavuşturan Livaneli’ye teşekkürü bir borç bilirim &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-7563497656099669994?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/7563497656099669994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=7563497656099669994' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7563497656099669994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7563497656099669994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2009/09/ozgurlukun-ozgurlugu.html' title='Özgürlük&apos;ün Özgürlüğü'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-MeXr0V3oDr4/ThzCZjAYEbI/AAAAAAAAAbM/3Sw5JhGI-Ek/s72-c/7435_131854680879_529270879_3024327_6158051_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-751007814126465395</id><published>2009-08-14T13:00:00.001-07:00</published><updated>2011-07-12T14:54:40.963-07:00</updated><title type='text'>MAYO İLE DOLAŞ(MAYINIZ)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-D2ZXwtw4DqY/ThzCnXdRBII/AAAAAAAAAbU/gOedHRWgzHQ/s1600/5410_122842860879_529270879_2901577_2937957_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 269px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-D2ZXwtw4DqY/ThzCnXdRBII/AAAAAAAAAbU/gOedHRWgzHQ/s400/5410_122842860879_529270879_2901577_2937957_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628587615873729666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p style="font-style: italic;" class="MsoNormal"&gt;Gemiler geçer rüyalarımda,&lt;br /&gt;Allı pullu gemiler, damların üzerinden;&lt;br /&gt;Ben zavallı,&lt;br /&gt;Ben yıllardır denize hasret,&lt;br /&gt;Bakar ağlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,&lt;br /&gt;Bir midye kabuğunun aralığından:&lt;br /&gt;Suların yeşili, göklerin mavisi,&lt;br /&gt;Lapinaların en harelisi...&lt;br /&gt;Hala tuzlu akar kanım&lt;br /&gt;İstiridyenin kestiği yerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neydi o deli gibi gidişimiz,&lt;br /&gt;Bembeyaz köpüklerle, açıklara!&lt;br /&gt;Köpükler ki fena kalpli değil,&lt;br /&gt;Köpükler ki dudaklara benzer;&lt;br /&gt;Köpükler ki insanlarla&lt;br /&gt;Zinaları ayıp değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemiler geçer rüyalarımda,&lt;br /&gt;Allı pullu gemiler, damların üzerinden;&lt;br /&gt;Ben zavallı,&lt;br /&gt;Ben yıllardır denize hasret. &lt;/p&gt;  &lt;p style="font-style: italic;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Orhan Veli &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:10;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Yazlık evimizin balkonunda kahvaltı yaparken, komşularımızdan biri bizim evin hemen yanındaki yolda&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;çırılçıplak dolaşan iki yaşındaki torununa şakayla karışık “Oğlum, site içinde mayoyla dolaşmak bile yasak; sen mayosuz dolaşıyorsun” deyiverdi. Şakayla karışık bu sözler etraftakileri kahkahaya boğdu. Güleriz ağlanacak halimize misali...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Sitenin girişine bundan beş-on yıl önce konulan bir uyarı tabelasında “Arabanınızı yavaş sürünüz” , “Yola park etmeyiniz” gibi uyarıların yanısıra bir de “Mayo ile dolaşmayınız” diye bir ikaz daha bulunuyor. Senelerdir orada yazan bu saçma uyarı karşısında herkes tepkili fakat birisi de kalkıp bu uyarıyı silme girişiminde bulunmadı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Yazlık bir sitede yaşayanların, site içerisinde mayo ile dolaşmalarından daha doğal birşey olamaz. Bu uyarıyı formalite icabı oraya yazılan ve uyulması zorunlu olmayan bir kural olarak görmeyi yeğledi herkes. Bu sessizlik, bu acizlik anca böyle açıklanabilir fakat formalite icabı olsa bile o yazı karşısında tepkisiz kalmanın, o yazıyı yazanları daha da cesaretlendiren bir durum olduğu kesin. Nitekim, o yazıyı oraya yazan “uygarlık bekçisi” zihniyetin geçen sene siteye kiracı olarak gelen türbanlı bir aileyi siteden nasıl kovdukları hafızalardan silinmedi.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Sessiz kalmamalıydım, birşey yapmalıydım!&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bu durum karşısında kişisel bir tepki olarak, sahile giderken siteden çıkana kadar yolda mayo ile dolaştım, siteden çıktıktan sonra üzerime t-shirt giydim fakat bu kişisel bir tepkiydi ve senelerdir orda asılı duran o saçma yazıyı değiştirme amacı taşımıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bu saçmalığa karşı bu yıl daha aktif bir karşı duruş sergileme yoluna girdim. Gece yarısı eve dönüşte “Mayo ile dolaşmayınız” yazısının harflerini teker teker sökmeye başladım. Her akşam bir harf söküyordum. Beni gören arkadaşlarımın şaşkın bakışları ve “Oğlum senin başka işin yok mu? Git yat!” uyarılarına rağmen, uzun uğraşlar sonucunda yazının son beş harfini söktüm. Tabelada şu anda “Mayo ile dolaş” yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Seneler sonra benim çocuğum yazlığa gelip de, özgürlüğün ne demek olduğunu öğrenmek isteyen yavru bir kuş gibi denize doğru havalanırken o yazıyı görmeyecek.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Özgürce kanat çırpacak denize doğru. Denize hasret kalmayacak o. Bizim rüyamızdan geçen allı pullu gemileri o denizde yüzerken görecek. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Kanı tuzlu akacak. İstiridyelerin kestiği yerden...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-751007814126465395?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/751007814126465395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=751007814126465395' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/751007814126465395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/751007814126465395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2009/08/mayo-ile-dolasmayiniz.html' title='MAYO İLE DOLAŞ(MAYINIZ)'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-D2ZXwtw4DqY/ThzCnXdRBII/AAAAAAAAAbU/gOedHRWgzHQ/s72-c/5410_122842860879_529270879_2901577_2937957_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-8666159507048960124</id><published>2009-07-28T10:32:00.001-07:00</published><updated>2011-07-12T14:55:41.181-07:00</updated><title type='text'>Niçin Yaşıyoruz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yvvSU9ijD7A/ThzC2d_ED3I/AAAAAAAAAbc/mWSKkMuShIg/s1600/22460_283060975879_529270879_3978287_1015587_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 265px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-yvvSU9ijD7A/ThzC2d_ED3I/AAAAAAAAAbc/mWSKkMuShIg/s400/22460_283060975879_529270879_3978287_1015587_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628587875324137330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yaşamın anlamı üzerine çok şey yazıldı çizildi. Herkes farklı şekilde yorumluyor yaşamın anlamını. Bu bağlamda&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“Niçin yaşıyoruz?” sorusu, evrendeki en temel ve en zor sorulardan biri kuşkusuz. Aslında gayet basit sorunun cevabı: ölümsüz olabilmek için yaşıyoruz. Peki, ölümsüzlük nedir? Nasıl ölümsüz olunur? İşte sorunun zorluğu burada başlıyor...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Biyolojik olarak yaşamın ve canlılığın amacı gayet net: çoğalmak. Dünyadaki tüm ekolojik dengeler bu temelin üzerine inşa ediliyor. Her canlı devamlılığını sağlamak için sağlıklı ve çok sayıda yavru oluşturmanın yollarını arıyor. Yavrusunun ayakta kalabilmesi için eşini ortama en iyi adapte olmuş bireyler arasından seçmeye çalışıyor, yavrunun gelişme ve büyüme çağlarında çevreye uyum sağlaması için çeşitli tedbirler alıyor. Canlıların tüm davranışlarında yavru oluşturma ve koruma güdüsünün izlerini görmek mümkün. Peki niçin bu kadar kafa yoruyorlar yavru konusunda? Çünkü yavru, canlının bu dünyadan göçtükten sonra dünyada bırakabileceği tek varlık. Kendinden bir parça, kendi genetik kodlarını paylaşan, soyunu yıllar boyu sürdülebilecek bir araç. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir canlı olarak insanı bu grup içerisinde nereye koyacağız peki? İnsan da diğer bütün canlılar gibi çoğalmak için mi yaşıyor yoksa başka amaçları da olmalı mı?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İnsanı diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan en önemli yeteneği düşünmek. İnsanoğlu uygarlık denen büyük yapıyı düşünme gücüne dayanarak oluşturdu. Bu açıdan baktığımızda insanı çoğalmak için yaşayan bir canlı olarak tasvir edemeyiz. İnsanın başka önemli idealleri olmalı hayatta. Çoğalma güdüsünü bir ölümsüzlük aracı olarak görebilirsiniz ancak çoğalmanın bireyi nasıl ölümsüz hale getireceği kuşkulu. Çoğalma ancak ve ancak soyun devamlılığını sağlayan ve bireyleri pasif kılan bir araç. Bir bakıma bayrak yarışı. Bir ömür boyunca yaşadığın dünya üzerinde türünün sürekliliğini sağlamak için gösterdiğin çaba diğer anlamıyla.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İşte burada insanı ölümsüzlüğe kavuşturmanın bir aracı olarak düşünme karşımıza çıkıyor. İnsan düşünme yeteneği sayesinde okuyor, yazıyor, çiziyor, keşfediyor, icad ediyor. İnsanı ölümsüz yapan da düşünme yeteneğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan kalıcı eserler. Eserlerinin kalıcılığı insanı ölümsüz yapan. Bundan yüzyıllar öncesinde yaşamış Newton’un,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Erasmus’un, Picasso’nun, Beethoven’ın ismini nasıl anacaktık eğer bu dünyada ölümsüz eserler bırakmasalardı? Eğer Platon, hocası Sokrates’in konuşmalarını kitap haline getirmeseydi, nasıl tanıyacaktık Sokrates’i ?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Dünyada kalıcı bir iz bırakmak ölümsüzlüğün anahtarı. Ölümsüz olabilmek için insanın elinde çoğalmaktan başka çaresi olmayan canlılardan farklı olarak düşünme yeteneği var, fakat yine doğanın bir parçası olan insanlar için de Darwin’in Doğal Seçilim Yasası geçerli. Bazıları elekten geçen kum taneleri gibi bu dünyada iz bırakmadan elenirken, çok azı düşünme yeteneğini sonuna kadar kullanarak bu dünyada kalıcı bir iz bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Eğer içimize çektiğimiz nefesin hakkını vermek istiyorsak, eğer yaşadığımız hayatı anlamlandırmak istiyorsak: düşünmeliyiz. Düşünelim ki bu dünyada iz bırakmak için bir çabamız olsun.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Düşünelim ki insan olalım. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-8666159507048960124?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/8666159507048960124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=8666159507048960124' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8666159507048960124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8666159507048960124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2009/07/nicin-yasyoruz.html' title='Niçin Yaşıyoruz?'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-yvvSU9ijD7A/ThzC2d_ED3I/AAAAAAAAAbc/mWSKkMuShIg/s72-c/22460_283060975879_529270879_3978287_1015587_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-8617248186715860872</id><published>2009-07-28T10:29:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T14:58:33.757-07:00</updated><title type='text'>Azraille Randevu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5NALaNgpLWU/ThzDGT6H8WI/AAAAAAAAAbk/GeUo98zBaMk/s1600/6490_114868755879_529270879_2780196_4959965_n.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 350px; height: 292px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-5NALaNgpLWU/ThzDGT6H8WI/AAAAAAAAAbk/GeUo98zBaMk/s400/6490_114868755879_529270879_2780196_4959965_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628588147496972642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Geçtiğimiz günlerde basit gibi görünen fakat bana fazlasıyla acı çektiren bir hastalık geçirdim. Üç gün boyunca planladığım tüm randevuları iptal ettim, rutin işlerimi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yapmaya çalışırken hastalığın şiddeti daha da arttı. Uzun süredir böyle hasta olmamıştım. Hayatımın gidişatını etkileyecek, istediğim şeyleri, planladığım işleri aksatacak sağlık sorunlarıyla karşılaşmamıştım. İnsan böyle bir dönemden geçip sağlığına kavuşunca ister istemez “yaşasın hayat” diyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Dost sohbetlerinde en çok kullanılan sözlerden biridir “herşeyin başı sağlık” lafı. Çok kullanılması belki de değerini yitirmesine yol açıyor fakat&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;gerçekten de herşeyin başı sağlık. Çünkü insanın sağlığı elden gidince geriye hiçbirşey kalmıyor. Giden sağlık insanın elinde ne var ne yoksa alıp götürüyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İnsan hasta olunce özgürlüğün değerini anlıyor. Meğer özgürlük insanın arzuladığı her işi yapabilmesiymiş. Ben bunu hasta olduğumda fark ettim. Sürekli birşeylerle meşgul zihnim, oradan oraya koşuşturan bedenim iflas edip hastalık belası yatağa mahkum edince anlıyor insan özgürlüğün değerini. Planladığım işleri istememe rağmen yapamamam beni kahretti. Biz sağlığın bağımsız değişken olduğu bir denklemin bağımlı bir değişkeniyiz sadece. İsteklerimiz, arzularımız sağlığımızın sınırlarına kadar gerçekleşiyor. Hastalığım boyunca bunu bir daha unutmamak üzere zihnime kazıdım.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hastalığın en şiddetli evresinde, planladığım işleri yapma telaşı bittikten sonra&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;güçlükle kendimi eve atabildim. Eve geldiğim gibi üstümü bile değiştirmeden kendimi yatağa attım. Bedenim müthiş bir ağrıyla sızlıyordu. Yattıktan sonra vücüdum yavaş yavaş hafiflemeye başladı. Kendimde değildim. Saatlerce uyuduktan sonra gözlerimi açtığımda müthiş bir karanlık beni bekliyordu. Öylesine bir karanlıktı ki bu gözlerimin açık veya kapalı olduğunu fark edemiyordum. Uzun süre yatakta kımıldamadan öylesine yattım. Hayatta olduğuma dair &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;bir umut ışığı, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;bir ses bekledim. Bir süre geçtikten sonra camdan gelen hafif bir ışık süzmesi hayatta olduğumu hatırlattı bana.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İlk defa ölümü bu kadar yakın hissettim kendime. İçimi büyük bir tedirginlik kapladı. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Beni tedirgin eden ölmek değil, ideallerime ulaşmadan, planladığım işler yarım kalmış bir şekilde ölmekti. Umarım Azrail canımı hedeflerime ulaştıktan sonra almaya gelir. Daha önce gelirse canımı vermemi beklemesin benden, alamaz da zaten. Çünkü biliyorum ki en umutsuz olduğum anlarda bile yüzüme yansıyan bir ışık hüzmesi yaşama tekrar bağlayacak beni.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Ölümsüz olmadan ölmeyeceğim, sana kapıyı açmayacağım sana Azrail. Bilesin...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-8617248186715860872?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/8617248186715860872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=8617248186715860872' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8617248186715860872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8617248186715860872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2009/07/azraille-randevu.html' title='Azraille Randevu'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-5NALaNgpLWU/ThzDGT6H8WI/AAAAAAAAAbk/GeUo98zBaMk/s72-c/6490_114868755879_529270879_2780196_4959965_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-6374568705453387992</id><published>2009-05-16T16:38:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T14:59:52.077-07:00</updated><title type='text'>Akbabalarla Savaş</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jvvG2xbM8II/ThzD1BWJHII/AAAAAAAAAbs/Wck27a-Rn7s/s1600/n529270879_1303739_8735.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-jvvG2xbM8II/ThzD1BWJHII/AAAAAAAAAbs/Wck27a-Rn7s/s400/n529270879_1303739_8735.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628588949968067714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okumaya başladığımdan beri sık sık duyduğum bir kelime var: “gelenek”. Hocaların dillerinden düşürmedikleri bir kelime bu. Olur olmadık yerde “Bizim okulumuzun gelenekleri var, sahip çıkın!” diye öğrencilerine öğüt veren hoca sayısı az değil. 1773’te kurulmuş, dünyanın en eski teknik üniversitelerinden biri olan İTÜ’nün,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yılların süzgeçinden&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;geçirip oluşturduğu büyük birikimin görkemli bir yansıması olan&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;gelenek kavramı, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;21. yüzyılda, şu an okuduğumuz İTÜ’de hala yaşıyor mu? Şu an sorulması gereken en mühim soru budur.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İTÜ’nün çok değerli bir hocası, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğimiz bir sohbet esnasında aynen şöyle dedi: “İTÜ mazisini tüketiyor.” Bu söz&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;gerçekten çok önemli ve üzerinde durulması gereken bir cümle. 40 yıl önceki İTÜ’yü gören ve yaşayanlar büyük bir nostalji içerisinde o eski İTÜ’yü arıyor ve üniversitenin bugünkü halini gördükçe büyük bir üzüntüye kapılıyor. Peki bu üzüntünün kaynağı ne?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bu nostaljiyi yaşayan nesiller zamanında İstanbul Teknik Üniversitesi, hem girilmesi hem de mezun olunması çok zor olan bir üniversiteydi. Kendi sınavını yapar, öğrencisini bizzat kendisi seçerdi. Küçük bir okuldu. Verilen eğitimin düzeyi dünyanın en iyi üniversiteleriyle yarışacak seviyedeydi. Örneğin o zamanlar 5 senelik bir eğitim veren İTÜ’nün 3. sınıfında okuyan bir öğrenci 4 senelik lisans eğitimi veren MIT’ye gittiğinde ders asistanı yapılabiliyordu. O eski İTÜ’den mezun olan öğrencileri,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bugün dünyanın en saygın üniversitelerinde öğretim üyesi veya uluslararası çapta mühendisler olarak görmek mümkün. O “küçük” üniversitede okuyan herkesin iyi mühendis olarak mezun olduğu&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;dünya çapında tescillenmişti bir anlamda.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Peki ne oldu da bu hallere geldik?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bugünkü ile dünkü İTÜ arasındaki büyük farkın kaynağının ne olduğuna dair soruya &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;en mantıklı cevabı Doğan Kuban veriyor. Aynen şöyle diyor Doğan Hoca: “Bizi sayılar batırdı.”Sağlıklı bir şekilde büyümedi İTÜ. Taşkışla, Maçka ve Gümüşsuyu üçgeninden ibaret İTÜ’den mezun olan herkesin iyi mühendis olarak dünya çapında kabul gördüğü zamanlarda bir avuç öğrenci okurdu o okulda. Günümüzde ise yirmibin civarında öğrencisi var İTÜ’nün. Bu kadar büyük nüfusa sahip bir okuldan mezun olan herkesin iyi mühendis olması, böylesine bir&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;okulda kaliteli bir eğitim verilebilmesi, böylesine bir okulda öğretim üyesi olarak çalışan bir bilim adamının verimli bir şekilde araştırma yapabilmesi mümkün mü?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yüzyıllar boyunca, büyük emeklerle devasa bir birikim ve gelenek oluşturuldu İTÜ’de. Gelen her nesil bu birikime katkıda bulundu ve bir sonraki neslin daha büyük katkılar sağlaması için çaba sarf etti. Yaşanan plansız büyüme ise bu döngüyü işletilemez hale getirdi. Yeni nesillerin&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;bu birikime katkıda bulunma hızı eskilerle karşılaştırılamayacak kadar düşük seviyede. Bu hızın, nesilden nesile artan bir performans izlemesi gerekirken tam tersine büyük bir düşüş sergilemesi o eski İTÜ’yü bilen ve yaşayanları kahreden bir durum. İşte bu yüzden büyük bir nostalji yaşanıyor. İşte bu yüzden İTÜ mazisini tüketiyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Gerçekten bu kadar kötü durumdamıyız?” diye itiraz edenler olabilir. Evet, İTÜ’de kaliteli bilimsel çalışmalar yapılıyor, çok değerli hocalar ve öğrenciler var hala fakat bahsettiğimiz kaliteli bilimsel çalışma ve bilim adamı sayısının üniversite geneline bakıldığı zaman azınlıkta kaldığı aşikar. Kaliteli işlerin azınlıkta kalması durumu bile İTÜ’yü Türkiye’nin en iyi üniversitesi veya&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kelimenin diğer anlamıyla tutarsız eğitim ve planlama politikaların izlendiği bir ülkede&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“kötünün iyisi” yapabilir. Peki bugünkü İTÜ’ye “kötünün iyisi olmak” yakışıyor mu? Bu kadar haşmetli bir tarihe sahip bir üniversitenin bugün geldiği nokta, mazisini tüketmesi anlamına gelmez mi?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;İhsan Ketin’in&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Karl Von Terzaghi’nin&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Ratip Berker ’in&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Mustafa İnan’ın&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İstanbul Teknik Üniversitesi’ne ihanet değil midir bu?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Peki ne yapacağız? &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İhanete devam mı edeceğiz? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İyinin kötüsü mü olacağız?&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hayır! &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Savaşacağız.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Okulumuzun eski günlerine dönmesi, hatta eski İTÜ’den daha da ileriye gitmesi için savaşağız. Önümüze engeller çıkacak. Kokuşmuş düzenin başında ahkam kesen akbabalar olacak daima yolumuzun üzerinde. Bizi yolumuzdan geri çevirmek için tüm güçleriyle karşı koyacaklar. Onlara Ata Nutkular’ın, Bedri Karafakioğlular’ının, Kazım Çeçenler’in öğrencileri olduğumuzu hatırlatacağız. Bu ülkede, bu üniversitede eskiden çok büyük işler başarıldığını, şimdi de bu işlerden daha büyük işler başarılabileceğini önce hatırlatacak sonra kanıtlayacağız.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yılmayacağız. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Çünkü, biliyoruz ki: fırtınalar insanın denizi sevmesini engellemez. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Gücümüzün ve sevgimizin farkındayız....&lt;/p&gt;  &lt;div style="text-align: justify; font-family: times new roman;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-6374568705453387992?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/6374568705453387992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=6374568705453387992' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6374568705453387992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6374568705453387992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2009/05/akbabalarla-savas.html' title='Akbabalarla Savaş'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-jvvG2xbM8II/ThzD1BWJHII/AAAAAAAAAbs/Wck27a-Rn7s/s72-c/n529270879_1303739_8735.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-6012477984807049111</id><published>2009-05-13T04:41:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T15:01:33.318-07:00</updated><title type='text'>Memleketimden İnsan Manzaraları: Seküler Cemaatler</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-h_Qn3G302MQ/ThzEM1AOV5I/AAAAAAAAAb0/VSfREeuho2U/s1600/n529270879_2311153_1121336.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 210px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-h_Qn3G302MQ/ThzEM1AOV5I/AAAAAAAAAb0/VSfREeuho2U/s400/n529270879_2311153_1121336.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628589358971770770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Onbeş senedir yazlarımı geçirdiğim sitede bu yıl karşılaştığım bir olay, Şerif Mardin’in meşhur mahalle baskısının tek yönlü olmadığını bana bir kez daha gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Türk toplumu derin bir bölünmenin eşiğinde. Zülfü Livaneli’nin yıllardır dile getirdiği “3 Kutuplu Türkiye” tezinin topluma iyice yerleştiğini artık her an görebiliyorsunuz. Türkiye’de uzun süredir siyasal islamcılar ile etnik ayrımcıların yaptığına inanılan&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ayrım, artık toplumun tüm tabakalarına yayılmış durumda. Kendini “laik” olarak niteleyen bir insan yolda karşılaştığı türbanlı bir bayana öfkeyle bakabiliyor mesela. Diğer taraftan kendini “milliyetçi” sayan biri de yeni tanıştığı bir arkadaşına sorduğu “Nerelisin?” sorusuna aldığı cevap ile hemen belirliyebiliyor o insan hakkındaki görüşünü.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Oturduğumuz yazlık siteye bir haftalığına kiracı olarak gelen bir aile, kimseyi rahatsız etmeden birkaç gün tatil yaptıktan sonra, bir gece ansızın kovuldu. Neden mi? Çünkü ailenin bayan üyeleri türban takıyordu...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Aileyi siteden kovanlar bahanesi hazırdı: “Sitemizde türbanlı görmek istemiyoruz” . Kendilerini “çağdaş” olarak nitelendiren bu insanların yaptığı bu hareket acaba hangi çağdaş norma uyabilirdi ? Çevresine hiçbir rahatsızlık vermeyen insanları sadece kişisel tercihleri yüzünden yargılamak ve haklarında hüküm vermek hangi etik değere sığabilirdi?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Gazetelerde yer alan “Tesettür Otellerin Sayısı Artıyor” haberlerinin nedeni bu olabilirmiydi acaba? Gerçekten de ülkemin insanları aralarındaki farklılıkları bahane edip; birlikte yaşama kültürünü yok etmişlermiydi? &lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;    &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Ülkemizde yıllardır yaşanan anlam ve değer kaymaları ne yazık ki son zamanlarda etkilerini iyice göstermeye başladı. Türkiye’nin “muhafazakarları” , tarihini, geçmişini muhafaza edip günümüze taşımak yerine, geleneksiz ve köksüz yağmacı bir yoz kültürün yandaşları olurken,Türkiye’nin “çağdaşları” ise&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;aydınlanmacı dünya görüşünün temsilcisi olmak yerine, demokrasi, insan hakları gibi temel aydınlanma değerleri yok sayıp, Atatürk’ün adının arkasına saklanıp; baskıcı, anlamsız ve garip bir ideolojiye büründüler.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Eski Yargıcı Rıza Türmen, yine ülkemizdeki&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kutuplaşmaya dikkat çekiyor ve diyor ki: “Türkiye’de herkes seküler ya da dinsel bir cemaat üyesi.” Dincilerin cemaat yapısı bilinen, eleştirilen&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bir durum, burada asıl üzerinde durulması gereken şey “seküler cemaat” olgusu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Kendini “seküler” yani “laik” sayan insanların sosyolojinin temel önermelerine göre cemaat değil cemiyet üyesi olması beklenir. Cemiyet kavramında birey olgusu büyük önem taşır. Bireyin hür iradesiyle kendini ifade etme, en önemlisi de içinde bulunduğu topluluğun fikirlerini eleştirebilme yetisi vardır.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Aydınlanma görüşünün en temel yargılarından biri olan bu yetilerin ne yazık ki Türkiye’nin “modern” olarak adlandırılan kesimlerinden bulunmadığını görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Türkiye’nin seküler kanadı düşünme, sorgulama ve anlamlandırma yetilerini tamamen yitirmiş gibi görünüyor. Bu kanadın üyeleri, hayata başkalarının açtığı dar bir pencereden bakıyor ve dünyayı, ülkemizi, çevresini ve nihayetinde kendisini başkalarının açtığı bu pencereden bakıp değerlendiriyor. O pencereyi açanların eleştirdiği şeyi eleştiriyor, o pencereyi açanların benimsediği görüşleri sorgusuz sualsız benimsiyor. Böyle olunca “cemiyet” kavramı bir anda “cemaat”a dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Siteye gelen aileyi, türbanlı üyeleri yüzünden kovan “çağdaş” komşularımızın bir adeti var. Evlerine bir misafir geldiğinde, evdeki &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;erkekler ön balkonda otururken, kadınlar ise onlardan ayrı olarak arka balkonda oturur bu “çağdaş” ailede.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;O zaman meşhur bir&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;atasözünü biraz değiştirelim...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Keçinin olmadığı yerde koyuna Abdurrahman Çelebi derler.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-6012477984807049111?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/6012477984807049111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=6012477984807049111' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6012477984807049111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6012477984807049111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2009/05/memleketimden-insan-manzaralar-sekuler.html' title='Memleketimden İnsan Manzaraları: Seküler Cemaatler'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-h_Qn3G302MQ/ThzEM1AOV5I/AAAAAAAAAb0/VSfREeuho2U/s72-c/n529270879_2311153_1121336.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-8978498388992604820</id><published>2009-01-25T13:16:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T15:02:29.922-07:00</updated><title type='text'>Üzerime Yıkılan Lego Kutuları</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-aahKyNPhs88/ThzEbToiRZI/AAAAAAAAAb8/wbMPU88u4-w/s1600/n529270879_2369825_3070408.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-aahKyNPhs88/ThzEbToiRZI/AAAAAAAAAb8/wbMPU88u4-w/s400/n529270879_2369825_3070408.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628589607712081298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink  {color:blue;  text-decoration:underline;  text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed  {color:purple;  text-decoration:underline;  text-underline:single;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style=""&gt;Karpuz kabuğundan gemiler yapan çocuğa...&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Çocukluğumda, yaz aylarında Almanya’dan gelen babaannemin tıka basa hediye dolu bavullarındanki lego kutuları benim için çok değerliydi. Lego kutularının içinden çıkan parçaları birleştirip bir “bütün” oluşturmak; herşeyiyle benim hayal gücümün ürünü olan farklı dünyalar yaratmak çocukluğumun en anlamlı uğraşıydı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Evimizde bulunan, Almanya’dan gelmiş bir süpermarket katalogunda, çeşit çeşit lego resimleri vardı. Neler yoktu ki o katalogun içerisinde: kaleler, havalimanları, tren yolları, apartmanlar, bahçeler, şehirler... Sık sık katalogu açıp hayaller kurardım. Benim de bir gün böyle büyük legolarım olacak diye. Havalimanındaki uçağa atlayıp lego almaya giderdim Almanya’ya. Büyüyünce oturacağım lego yapımı, son teknoloji “pembe panjurlu” evin resmini yapardım defterime. Ana sınıfında öğrendiğim tren şarkılarını lego trenlerini hayal ederek söylerdim hep. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yaz gelir, bavullar açılır, hayal ettiğim kocaman lego kutularının yerine küçücük legolar çıkardı hep. Kışın yaptığım kumdan kaleleri yıkan...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Büyük legodan umudumu kestim bir yerden sonra. Belliydi gelmeyecekti. Çöpe attım katalogu. Odamda, oraya buraya dağılmış halde bulunan bir sürü lego parçası vardı. Küçük kutuların içinden çıkanlardan. Ben artık kendi dünyamı kendi yaratacaktım. Hiç bir yere bağlı kalmadan, başkalarının hayallerinden nemalanmadan, resimlerdekilere bakıp hayallerimi sınırlamadan. Uçaklar, trenler, evler... Yaptığım tren, resimdekilere, gerçek trenlere, başkalarının trenlerine benzemezdi elbet. Ama o benim trenimdi. Herşeyiyle benim hayal gücümün ürünü olan. Herşeyiyle benim olan. Başkalarının hayal edip yaptığı tren değil. Artık Almanya’ya lego resimlerindeki uçakla değil kendi uçağımla gidiyordum. Lego almaya değil bu sefer. Babaannemi görmek için. Yaptığım evin pembe panjurları yoktu. Ama hayaller vardı evin içini ısıtan...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Geçen gün bir alışveriş merkezindeki büyük bir oyuncakçı dükkânına girdim. Legolara bakacaktım. En üst rafta duran büyük lego kutuları dikkatimi çekti. Evet, küçükken hayalini kurduğum büyük legoların hepsi de oradaydı. Bir an durdum. Eski günleri hatırladım. Büyük lego hayali kurduğum günleri. Gülümsedim. Boyum yetmiyordu en üst raftaki kutuları almak için. Zorlukla erişebildim bir kutuya ve çekip aldım onu. Çekmemle beraber rafta bulunan tüm kutular birer birer yere dökülmeye başladı. Bazısı yere düştü. Bazısı üzerime.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Üzerime düşen lego kutuları, kendi hayallerime ettiğim ihanet için bana verilmiş bir cezaydı. Kendi uçaklarıma, kendi trenlerime, kendi evlerime ihanetti. Seneler boyunca büyük emek harcayarak oluşturduğum o dünyaya ihanetti. Onlara bakmamam gerekiyordu. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;İhanetimin cezasını gördüm. En hafifinden. Şanslıydım. Sonra kendi dünyama döndüm. O güzel dünyaya. Hayallerimi gerçeğe çevirmek, methiye düzülecek delilikler yapmak için...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-8978498388992604820?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/8978498388992604820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=8978498388992604820' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8978498388992604820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/8978498388992604820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2009/01/zerime-yklan-lego-kutular.html' title='Üzerime Yıkılan Lego Kutuları'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-aahKyNPhs88/ThzEbToiRZI/AAAAAAAAAb8/wbMPU88u4-w/s72-c/n529270879_2369825_3070408.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-6159335046238014397</id><published>2008-12-29T16:31:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T15:07:22.783-07:00</updated><title type='text'>İsimsiz Bir Çocukla Kampüste Bir Pazar Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-_xiHdOBmR9s/ThzFkQN2X6I/AAAAAAAAAcM/XS1lW6byqZc/s1600/n529270879_1442262_3817.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-_xiHdOBmR9s/ThzFkQN2X6I/AAAAAAAAAcM/XS1lW6byqZc/s400/n529270879_1442262_3817.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628590860925296546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style=""&gt;İçindeki meraklı çocuğu öldürmeyenlere...&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir pazar günü kampüs içinde yürürken, eski Mustafa İnan Kütüphanesi, şimdiki Doğa Tarihi ve Bilim Müzesi önünde, fosil ağaçların arasında, top peşinde koşturan çocuklar dikkatimi çekti. Onları fosillerin zarar görmesi endişesiyle uyarma ihtiyacı hissettim ve hemen yan taraftaki yeşil alanı gösterip “Burada oynasanız olmaz mı ?” dedim.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Çocukların hepsi sorgusuz sualsiz, biraz da kızgınlıkla toplarını yan tarafa sürerken, içlerinden biri hiç beklenmedik şekilde: “Bize burada oynama diyorsun ama şimdi top oynayacağımız yerde de ağaçlar var. Onları da kırabiliriz ama ?” diye ilginç bir soru sordu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hiç beklemediğim bir anda gelen bu muzip, muzip olduğu kadar da mantıklı soru karşısında bir anda donakaldım. Şimdi ne diyecektim bu çocuğa? Kısa bir düşünme faslından sonra&lt;span style=""&gt;        &lt;/span&gt;“Ama oradaki ağaçlar çok yeni, buradakiler ise milyon seneler öncesinden kalan ağaçlar, bu genç ağaçlara zarar verseniz yerine yenisi dikilebilir ama bu kadar yaşlı ağaçları kimse geriye getiremez” diyerek konuyu toparladım. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yalan söylediğimi düşündü başta. “Ağaçlar nasıl milyon seneler sonraya kalır” diye sordu. Ben de söylediklerimi kanıtlama hevesiyle hemen orada duran plakayı gösterdim. Bunu gördü ve “Aaaa ne güzelmiş” dedi tüm içtenliğiyle. Ben de altta kalır mıyım? Başladım fosiller hakkında bildiklerimi anlatmaya. Anlattıkça, sordu, sordukça anlattım...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sonra,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;fosillerin önünde duran Bilge Tonyuyuk Anıtı dikkatini çekti. “Bunun burada ne işi var ?” diye sordu. Bu sefer Bilge Tonyuyuk’u anlattım O’na. Eski bir Türk Hükümdarı olduğunu, gelecek nesillere, ülkeleri &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;bağımsızlıklarını kaybetmesin diye öğütler verdiğini, bu öğütlerin yüzyıllar boyu unutulmaması için de böyle bir anıt diktirdiğini söyledim. Tabii bu sefer de “Bula bula burasını mı bulmuş” dedi. Buna karşılık orjinal anıtın Moğolistan diye bir çok uzaklarda ülkede olduğunu, İTÜ’nün biz bu öğütleri hep aklımızda tutalım &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;diye bu anıtın bir kopyasını buraya koyduğunu anlattım. “ Hangi yazıyla yazılmış bu, okuyamıyorum” dedi bu kez. Ben de anıtın önünde duran levhayı gösterek “Buradan oku, okuman varsa belki anlarsın” dedim gülümseyerek. Biraz kızdı. “Tabii ki okurum, büyüdüm ben, okuyup yazabiliyorum” dedi çocukça. Okudu sonra. Çok beğendi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Soruların bittiğini sanmıştım ki bu sefer de müzenin içindeki dinazor iskeleti dikkatini çekti: “Ne güzel bir hayvan, nereden buldunuz bu iskeletleri ?” dedi. Bu kez de dinazorlar hakkında konuşmaya başladık. Milyonlarca yıl önce insanlar ortaya çıkmamışken, dünyada dinazorların yaşadığından başladık, büyük bir gök taşının dünyaya çarpmasıyla dinazorların yok olduğunu, toprağın altında bulunan dinazor iskeletlerini bulup, müzelerde sergilediklerini anlattım dilim döndüğünce. Tabii bizim küçük hiç rahat durur mu? Bu sefer de siz nereden buldunuz bu iskeletleri diye sordu bilmiş bilmiş. “Bilmiyorum, bilene sormak lazım ama muhtemelen bu kemikler gerçek değildir, müzede sergilemek için özel olarak yapmışlardır” dedim.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Top oynayan arkadaşları aklına geldi bir anda. “Gideyim artık, arkadaşlarım beni bekliyor” dedi yan taraftaki çocukları göstererek. Ben de hazır meraklı bir genç bulmuşken İTÜ’nün Bilim- Toplum Parkları projesinden bahsettim ona. “ Meraklı çocuklar için yeni yeni yerler açılacak, bir sürü dinazor olacak içinde, sen de gelirsin artık” dedim. Gözlerinin içi parladı bir anda “Tabii, annemden izin alıp gelirim, gezeriz birlikte ağabey kardeş” dedi. Güldüm, “Ben belki olmam ama senin gibi soru soran bir genci herkes seve seve gezdirir, sen yeter ki gel” diye konuştum. Son sözleri: “Tamam, mutlaka geleceğim, okulu da çok beğendim zaten, büyüyünce burada okumak istiyorum” oldu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Top oynamaya gitti sonra. Ben de yoluma devam ettim. Geç kalmıştım zaten. Hızlı adımlarla yürürken bir anda çocuğa adını, nerede okuduğunu sormayı unuttuğumu fark ettim. Soru yağmuru arasında, ben ona en önemli soruyu sormayı unutmuştum. Büyük bir hata yaptığımı farkettim, koşar adımlarla geri döndüm ama nafile. Tüm çocuklar bir anda kaybolmuştu ortadan. Nedendir bilinmez. Yoldan geçen diğer çocuklara tarif ettim O’nu, tanımadılar. Ne kadar büyük bir hata yapmıştım. Üzüldüm.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir gün o isimsiz çocukla belki yeniden karşılaşacağız. Büyüyecek besbelli, tanıyamayacağım ben O’nu. Ama o beni tanıyacak, “Seneler önce İTÜ’de top oynarken ağaç fosillerini, Bilge Tonyuyuk Anıtı’nı, dinazorlarını anlatmıştınız bana” diyecek. Biliyorum, o anda gözlerim yaşaracak, kendimi tutamayıp sarılacağım O’na. İlk başta adını sonra da “Bu merak seni nerelere getirdi” diye soracağım gözyaşlarımı silerek. Kimbilir, belki de unutacak beni ama ben o isimsiz meraklı çocuğu asla unutmayacağım. Asla...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;* Fotoğraf  İrem Yüzeç'e aittir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;BURAK AVCI&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;burak.avci@itu.edu.tr&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-6159335046238014397?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/6159335046238014397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=6159335046238014397' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6159335046238014397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6159335046238014397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2008/12/isimsiz-bir-ocukla-kampste-bir-pazar-gn.html' title='İsimsiz Bir Çocukla Kampüste Bir Pazar Günü'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-_xiHdOBmR9s/ThzFkQN2X6I/AAAAAAAAAcM/XS1lW6byqZc/s72-c/n529270879_1442262_3817.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-2924792948682763013</id><published>2008-12-25T14:00:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T15:04:33.390-07:00</updated><title type='text'>THEMİS’İN  VİCDANI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Alr6DTALVF8/ThzE6sVx-lI/AAAAAAAAAcE/tXoJxCNSTyQ/s1600/n529270879_1685108_6878.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 224px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Alr6DTALVF8/ThzE6sVx-lI/AAAAAAAAAcE/tXoJxCNSTyQ/s400/n529270879_1685108_6878.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628590146920249938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style=""&gt;“Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.” &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style=""&gt;İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Madde 19 &lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türkiye’de yasalara ve adalet mekanizmasına olan güven, büyük ölçüde sarsılmış durumda. Yasa koyucuların, yargıçların ve güvenlik güçlerinin taraflı tutumları kamuoyunun adalet duygusunu derinden etkiliyor. Böyle olunca herkes kendi yasalarını oluşturuyor; buna göre yargılıyor insanları ve olguları. İşte bu yüzden Türkiye uygar insanlık yasalarıyla değil orman kanunlarıyla yönetiliyor.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-parent:"";  margin:0cm;  margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:12.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink  {color:blue;  text-decoration:underline;  text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed  {color:purple;  text-decoration:underline;  text-underline:single;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İstanbul Teknik Üniversitesi, bir süredir hareketli günler geçiriyor. Maçka Yerleşkesi’nde yaşanan bıçaklama olayıyla başlayan gerginlik, rektörlüğün uyguladığı “afiş asma yasağı” ile doruk noktasına ulaştı. Yemekhane, uzun süredir slogan ve ıslık sesleriyle yankılanıyor,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kapı önünde çevik kuvvet polisleri hazır bekletiliyor. &lt;b style=""&gt;Bu olaylar, uygar ve demokrat insanların vicdanını yaralıyor ve eyleme geçme hissi uyandırıyor fakat bu hisle hareket ederek ortak olunabilecek grupların geçmişine bakıldığında bağımsız düşünebilen bireylerin vicdanı bir kez daha  yaralanıyor... &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Olaylar, İTÜ Maçka Yerleşkesi’nde “Sancak” isimli dergiyi dağıtmak isteyen milliyetçi gruba, “Burada masa açamazsınız” diyerek engel olan İTÜ Öğrenci Kollektifi üyesi öğrencilerin, buna cevaben milliyetçi grubun yandaşları &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;tarafından bıçaklanmasıyla patlak verdi.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yasaların sınırları içinde,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bir ırkı veya milleti aşağılamayan, bireylerin özlük haklarına saldırıda bulunmayan, temel insanlık değerleriyle çelişen faaliyetler içerisinde olmayan düşüncelere sahip her bireyin fikrini açıklama ve yayma hakkı vardır. Kimse yasal çerçeveler içerisindeki böylesine bir eylemi engelleyemez. Buna hakkı yoktur. Eğer bir düşünce ırkçı, bölücü&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;veya insanlık dışı bir nitelik taşıyorsa ve bu fikir bir takım kişiler tarafından başkalarına empoze edilmeye çalışıyorsa işte bu bir suçtur. Bu suçun tesbitini yapacak ve hükmünü verecek merci ise kişiler değil&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bağımsız mahkemelerdir. Hiçkimse zıttı olduğu siyasi görüşü, yasalara başvurmadan engelleme hakkında sahip değildir. Sancak Dergisi’nin dağıtılmasını engelleyenler şayet bu derginin yasalara aykırı bir içerik taşıdığını düşünüyorlarsa bu derginin dağıtılmasını fiziksel tepki mekanizmalarıyla değil yasal yollara başvurarak gerçekleştirmeliydiler. Bu illegal engellemeye verilen satırlı bıçaklı saldırıyı kuşkusuz kimse haklı çıkaramaz, savunamaz. Ama kanunlara itimat edilmediği, orman kanunların işlediği böylesine bir ortamda Öğrenci Kolllektifi’nin kanunsuz engellemesine karşılık milliyetçilerin verdiği yasadışı tepki doğaldır. &lt;b style=""&gt;Tabii ki Öğrenci Kollektifi’nin sözlü karşı çıkışı milliyetçilerin verdiği bıçaklı yanıttan daha uygar bir eylemdir fakat legal sınırların dışında gerçekleşen bu iki eylemin de orman kanunlarının hüküm sürdüğü&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bir iklimde gerçekleştiği ve bu iklimde her yolun mübah ve eşdeğer &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;olduğu unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt; &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Demokrat insanın, en başta farklı görüşteki kişilere saygı duyması gerekir. Demokrat olabilmenin ilk koşuludur bu. Bu saygılı tavırın sınırları, diğer görüşün yasaların dışına çıktığı ana kadar sürmeli, farklılıklara hoşgörü demokrat insanın birinci önceliği olmalıdır. Demokrat insan, benimsemediği görüşün kanunları ihlal ettiğini düşündüğünde tepkisini o görüşü savunanlara fiziksel müdahale bulunarak değil; yasal yollara başvurarak göstermelidir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İTÜ Rektörlüğü’nün uyguladığı “afiş yasağı” ve siyasi grupların masa açmalarının engellemesi antidemokratik bir uygulamadır. Kuşkusuz, demokrasiye inanan her insanın vicdanını yaralamıştır fakat bu yasağa tepki gösteren, “demokrasi naraları” atan kesimlerin aynaya bakıp kendilerini sorgulamaları gerekmektedir. &lt;b style=""&gt;Çünkü başkalarının demokratik haklarına tecavüzde bulunanların, kendi haklarına kısıtlama getirildiğinde gösterdikleri tepkinin samimiyeti kuşkuludur. &lt;/b&gt;Eğer demokratsak; yüksek insanlık ideallerini, özgürlüğü adaleti ve barışı savunuyorsak işin ucu bize dokunduğu zaman değil her zaman demokrat tavrımızı sürdürmeli, “kendine demokrat” olmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Adalet tanrıçası Themis’in gözlerinindeki bağın çözüldüğünü, terazisinin dengesini kaybettiğini, kılıcının keskin olmadığını düşünebiliriz. Bu durum yasalara olan güvenimizi sarsmamalı, adaletsizliğin çaresinin yine adalet olduğu unutulmamalıdır. Eğer daha fazla adalet istiyorsak; Themis’in karşısına alnımız ak çıkmalıyız. O’nun gözlerindeki bağ çözülmüş olabilir . Ama Themis’in vicdanı her zaman adildir...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;BURAK &lt;st1:stockticker&gt;AVCI&lt;/st1:stockticker&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="mailto:Burak.avci@itu.edu.tr"&gt;burak.avci@itu.edu.tr&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-2924792948682763013?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/2924792948682763013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=2924792948682763013' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/2924792948682763013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/2924792948682763013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2008/12/themisin-vicdani.html' title='THEMİS’İN  VİCDANI'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Alr6DTALVF8/ThzE6sVx-lI/AAAAAAAAAcE/tXoJxCNSTyQ/s72-c/n529270879_1685108_6878.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-6359427700931887462</id><published>2008-09-18T14:26:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T15:20:25.282-07:00</updated><title type='text'>Kendimi Takdimimdir</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LIndoLKVyKA/ThzF5Skr52I/AAAAAAAAAcU/5rCulBcnyZ8/s1600/n529270879_2385274_3322394.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 301px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-LIndoLKVyKA/ThzF5Skr52I/AAAAAAAAAcU/5rCulBcnyZ8/s400/n529270879_2385274_3322394.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628591222335203170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cfriction%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style=""&gt;“Önce Kendini Bil” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style=""&gt; Sokrates&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;1988 yılında, Mayıs ayının onyedisinde, bir bayram günü “Serhad Şehri” Edirne'de doğdu. Çocukluğu Mehmet Ali Erbil'in ünlü ettiği Babaeski'de geçti. Karşı dairelerinde oturan Ayten ve Mümü’nün desteği ile kendi çapında resim, habercilik ve siyaset çalışmalarında bulundu. Beş yaşında büyük bir hevesle katıldığı resim yarışmasında dereceye giremediği için bir daha&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ders haricinde resim yapmadı. Her akşam ana haber bülteni sundu. Ali Kırca’nın saçlarına ak düşmediği zamanlarda. Refah Partisi’nin iktidara geldiği 24 Aralık Seçimleri’ni&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;korkuyla izledi. Odasının camına astığı parti bayraklarıyla seçim yasaklarını deldi. Son anda farkedildi. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Ağabeyi vardı. Mektep Avlusu’na giderlerdi birlikte. Yatılı okul kazandı. Bir daha gidemediler hiç. Köpeği vardı: Saray. Sırdaşıydı. Belediye zehirledi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Anne ve&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;babası öğretmendi ama çocukluğu sırasında Avrupa'dan dışarı adımını &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;atmadı. Tam üç sene anasınıfına gitti. Annesinin peşinden, içinden babasının çıktığı, belediyenin kırmızı otobüsüyle. Büyümüştü. Okula başladı. Annesinin peşinden gitmedi. Evinin karşısındaki Fevzi Çakmak İlkokulu’nda gitti. Okula başladıktan sonra sabah birinci sınıfa, öğleden sonra ana sınıfına gitmeye devam etti. İkinci sınıfta, utandı gidemedi anasınıfına. Kütüphaneye gitti. Apartman dairesinden bozma Görkey Kütüphanesi’ne. Çok sevdi taze mürekkep kokusunu. Üçüncü sınıfta, annesinin tayini Fevzi Çakmak’a çıktı. Sevindi. Beşinci sınıfta okullar birleşti. Annesi, babası ve kendisi 4 sene aynı okulda bulundu. Çok sevdi okumayı, okulunu. Bilmiyordu neden sevdiğini. İçgüdüydü belki de. Öğretmen çocuğuydu. Örnek öğrenci olmalıydı. Oldu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Liseyi doğduğu yerde: Edirne’de okudu. 2006 yılında Annesinin ve ağabeyinin okulu Edirne&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;Anadolu Öğretmen Lisesi’ninde okumaya başladı; pembe boyalı, eski rahibe okulunda. Dilege’de emek verdi, ter döktü. Başkan oldu ortaokuldan beri üyesi olduğu Kültür Edebiyat Kolu’na. Farklılığın saç tellerinde değil, beyin kıvrımlarında olduğunu öğrendi kaçak edebiyat derslerinin birinde. Aşkın büyük bir yalan olduğunu öğrendi biyoloji dersinde. “Önce kendini bil” demeyi öğrendi felsefe dersinde. Çok şey öğrendi. Bir Almanca’yı öğrenemedi. Döndü arkasında baktı sonra. Dedi ki:&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“Beni bana &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;öğretti bu okul” &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girdi. Çevre Mühendisliği’ne. Korktu önce. Okul çok büyüktü. Nasıl ifade edecekti kendini bu kocaman okulda? Okula girer girmez kendini Sosyal Kültürel Merkez’de buldu. İstanbul’a ve İTÜ’ye alıştı sonra. Kaybolmadı koca okulda. Aradığını “Arıyorum” da buldu sonra. Gazete çıkardı arkadaşlarıyla. Söyleşiler düzenledi okulun meşhur hocalarıyla. Bilimin anlamını, İTÜ’lü olmanın değerini ve omuzlara yüklediği büyük sorumluluğu öğrenmeye çalıştı onlardan. Başkalarının da öğrenmesini istedi.&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hala okuyor İTÜ’de. İyi bir bilim adamı olmak istiyor. Gelecek planları hazır. Daha yolun başında. “Okumayı, düşünmeyi, üretmeyi” öğrenmeye çalışıyor. Başarının bir sonuç değil; bir süreç olduğunu bilerek...&lt;span style="text-transform: uppercase;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-6359427700931887462?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/6359427700931887462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=6359427700931887462' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6359427700931887462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6359427700931887462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2008/09/kendimi-takdimimdir.html' title='Kendimi Takdimimdir'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-LIndoLKVyKA/ThzF5Skr52I/AAAAAAAAAcU/5rCulBcnyZ8/s72-c/n529270879_2385274_3322394.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-5208188249842328202</id><published>2008-06-30T10:19:00.001-07:00</published><updated>2011-07-12T15:19:27.568-07:00</updated><title type='text'>KENDİNE DEMOKRATLARIN ÜLKESİ: BENİM ÜLKEM</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qWdpqsJz0Us/ThzILckQqnI/AAAAAAAAAck/3wj79Q3Ixfk/s1600/n529270879_1340299_9132.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 298px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-qWdpqsJz0Us/ThzILckQqnI/AAAAAAAAAck/3wj79Q3Ixfk/s400/n529270879_1340299_9132.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628593733278673522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;strong&gt;Dağıtılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar &lt;/strong&gt;&lt;/i&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-weight: bold;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-weight: bold;"&gt;&lt;i style=""&gt;Ve dağılmış istasyonlara memleket &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-weight: bold;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-weight: bold;"&gt;&lt;i style=""&gt;Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile... &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-weight: bold;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Edip Cansever&lt;/span&gt; &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Az gelişmiş ülkemin az gelişmiş demokrasinin aktörleri doğal olarak demokrat değil kendine demokrat oluyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Her türlü durumda parti kapatmaya karşıyım” diye bas bas bağıranlar nedense kendi partilerine kapatma davası açılınca böyle nutuk atıyor benim ülkemde.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benim ülkemde “Yargı erkine saygılıyım” diyenler nedense bu cümleyi hep yargı kurumu kendi lehine karar aldığında kuruyor. Aleyhine karar alan yargı ise bir anda&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;darbe yapmış oluyor.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Festivale konuk olarak çağırdığı yazara “Benim paramla beni eleştiremezsin” diyen belediye başkanları, “Devletten maaş alan sanatçı devletini eleştiremez” diyen valiler çoğalıyor ülkemde. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Beni ülkemde seçim sonrası balkona çıkıp “Herkesi kucaklayacağız” diyenler daha sonra demokrasiyi &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;çoğunluk diktası olarak görebiliyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türban yasağının insan hakları ihlali olduğunu ileri sürenler nedense, kendi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;hazırladıkları anayasa taslağında kadınları özürlüler ve çocuklar ile birlikte “korunmaya muhtaç kesim” olarak görebiliyor ülkemde.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benim ülkemde dünün cici YÖK’ü , bugünün korkulan rüyası oluyor. İktidarın kadrolaşma hevesinin önemli bir merkezi olduğu savlanan YÖK’ün&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;akademik felsefeye yakışmayan yapısı nedense YÖK &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;başka ideolojilerin eline geçince gündeme getiriliyor ülkemde.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benim ülkemde iktidarı yolsuzluk yapmakla suçlayanlar kendi partisi içindeki yolsuzlukları “İktidarın komplosu” olarak nitelendiriyor. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;12 Eylül’ün “Rozet Atatürkçüleri” televizyon ekranlarına çıkıp “Atatürk’ü değil Humeyni’yi seviyorum” diyen kızların cehaletini değil sevgisini tartışıyor benim ülkemde. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ülkemdeki antidemokratik uygulamara son vereceğini iddia eden eşi bulunmaz parti genel başkanları, kendi partilerindeki padişah tahtlarını giderek sağlamlaştırıyor &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benim ülkemde milliyetçiliğe karşı olduğunu belirten “bağımsız” politikacılar nedense azınlık milliyetçiliğinin en büyük destekçisi oluyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Antiemperyalist olduğunu, Irak’ta savaşa karşı olduğunu&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;iddia eden en hızlı solcular, bir yandan da emperyalistlerin ekmeğine yağ sürebiliyor benim ülkemde.&lt;span style=""&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benim ülkemin müzmin milliyetçileri (ulusalcıları) , ortadoğu coğrafyasında yüzyıllardır akan kanın sebebinin “milliyetçilik pompalanması” olduğunu bildikleri&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;halde; hala ulusal çıkarları savunduklarını iddia ederek bu oyunun bir parçası olabiliyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benim ülkemde lider sultası altında, ceylan derisi koltuklar üzerinde el kaldırıp indiren 550 adet &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;programlı robot, sıkışınca kafasını kaldırıp “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Ulusundur” diyebiliyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Egemenliği kayıtsız şartsız elinde bulunduran ülkemin insanları ise kendine demokratların oynadığı bu büyük oyunu sadece seyrediyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benim ülkemin siyasetçileri çözümsüzlük üretirken &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benim ülkemin insanları acımasız bir kutuplaşmanın içine çekilirken&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Benimse &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;elimden hiçbirşey gelmiyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hiçbirşeyi değiştirmeyeceğini bilerek; herşeyi değiştirme hevesiyle yazmaktan başka...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BURAK AVCI &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-5208188249842328202?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/5208188249842328202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=5208188249842328202' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/5208188249842328202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/5208188249842328202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2008/06/kendine-demokratlarin-lkesi-benim-lkem_30.html' title='KENDİNE DEMOKRATLARIN ÜLKESİ: BENİM ÜLKEM'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-qWdpqsJz0Us/ThzILckQqnI/AAAAAAAAAck/3wj79Q3Ixfk/s72-c/n529270879_1340299_9132.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-7621788261098726227</id><published>2008-03-31T11:00:00.001-07:00</published><updated>2008-12-10T22:21:22.774-08:00</updated><title type='text'>PROF. DR. A. M. CELAL ŞENGÖR İLE TARİH, BİLİM VE İTÜ  ÜZERİNE....</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/SIiqAXb7-xI/AAAAAAAAABI/Rw4rCIFnEr8/s1600-h/DSC_0078.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/SIiqAXb7-xI/AAAAAAAAABI/Rw4rCIFnEr8/s320/DSC_0078.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5226614290831375122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ŞENGÖR: TÜRKİYE’DE  ÜNİVERSİTEYE BENZEYEN TEK KURUM TEKNİK &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ÜNİVERSİTE'DİR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Güncel bir konuyla başlayalım isterseniz.Türbana niçin karşısınız? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Benim üniversitede türbana karşı olmamın gayet basit bir sebebi var&lt;b style=""&gt;: 21. yüzyılda, bir din sembolünün, üniversiteye girmesini, dinin bu üniversitelerde egemen kılınmasının bir adımı&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;olarak gördüğüm için üniversitelerde türbana karşıyım&lt;/b&gt;.Yoksa isteyen istediğini giysin; isterse kafasına huni takarak gelsin, bizi hiç ilgilendirmez, ama dinin egemenliği üniversitelerde kabul edilemez.Çünkü, üniversite bütün sorunlara akılcı yaklaşımla çözüm bulmaya çalışır. Önceden kabul edilmiş bir sürü dogmaları ve sorgulanamayacak dogmaları,üniversite kendi yaşamına katamaz, katarsa üniversiteliği biter.Bunun sembolü olduğu için ve özellikle Türkiye’de toplumu alıp ortaçağa götürmek isteyen belli bir gerici hareketin sembolü olarak geliştiği için türbana karşıyım. &lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Ortaçağ kavramını biraz daha açar mısınız ? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Ben ortaçağ deyince, bazıları “Efendim sizin bahsettiğiniz o ortaçağ Avrupa Ortaçağı’dır, İslam’da çok güzel bir ortaçağ yaşanmıştır” diyor.Bu doğru değil.İslam Ortaçağı’nda Avrupaya nazaran pek çok güzel şey yapılmıştır, ama yapılanların hepsi ortaçağın içerisinde çökmüştür.Hiçbir zaman Yeniçağ’da müslüman toplumlar bir varlık gösterememişlerdir . Bunun sebebi de tutuculuklarıdır, dindir.Bütün toplumların bilimle çatışmalarında, eninde sonunda din, bir sebep olarak çıkmıştır.Bunun en yeni örneği Sovyetler Birliği’dir. Marksizm, Sovyetler’de birçok bilim dalını yasaklamıştır, birçok bilim adamının öldürülmesine sebep olmuştur. Bunun başında genetik gelir.Neden? Çünkü adamlar diyor ki:“Sen bunları sorgulayamazsın”.Bu emre uymayan birçok bilim adamı hapishanelerde öldürülmüştür.Bunun ortaçağdaki engizisyondan hiçbir farkı yok.Din öyle birşey ki sorgulayamıyorsun, sorgulanamayan herşeyin sonu felaketle biter. &lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Ama hocam Sovyetler de tam tersine dinsiz bir toplum değilmiydi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Hayır, onların başka bir dini vardı.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Birçok din adamı pekçok bilim dalını reddiyor hocam. Bu konuda ne diyorsunuz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Tabii. Bugün Amerika’da bu konuda&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;çok büyük bir kavga veriliyor.Gerçekle ilgisi olmayan birçok iddia ortaya atılıyor.Bu tip düşüncelerin üniversitede yeri olamaz.Bu tip düşünceleri temsil eden hiçbirşeyin üniversitede yeri olamaz. Geçen günlerde Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras, çok güzel bir laf söyledi: “Neye inanmak istiyorsanız inanın, ama ben bilmeyeyim. Çünkü ben bilirsem, size karşı önyargılı davranırım.Onun için lüften karşıma sembollerinizden arınarak gelin.” Biz istiyoruz ki üniversiteye aklı başında, kritik düşünebilen,etrafındaki herşeyi eleştirebilen insanlar gelsin. Bizi de eleştirsinler. &lt;b style=""&gt;Bizim öğrencimiz bizi eleştirmezse,bizim yaptığımız yanlış şeyleri göstermezse, gelişme olmaz. Biz daima öğrencilerimizden daha iyi bileceksek, o zaman bırakın kapıları kilitleyip gidelim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style=""&gt;Türban serbestisinden sonra başka dini talepler de gelecek mi sizce ? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Şimdi burada, türban çok büyük bir tehlikenin ucu olarak çıkıyor. Biz diyoruz ki sorgulanamayan,bilimsel temeli olmayan hiçbirşeyi üniversitemizde görmek istemiyoruz.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Sen türbanı taktığın zaman yakında başka bir şey daha isteyeceksin.İstememen mümkün değil.Zaten istemeyecek olsan o türbanı takmazsın.Üstelik, diyorsun ki bu benim dinimin gereği.Söyle düşünelim: birisi hukuk okuyor. Sen kafanda türbanla hukuku bitiriceksin . Hukukta sana öğretilen şey şeriata aykırı.Hakim olunca da şeri hüküm vermeyeceksin Madem ki dinine kafandakini çıkarmayacak kadar bağlısın, peki onu niye yapıyorsun? Bu düşünüş biçimiyle modern cemiyet yaşayamaz.Tarihte hep böyle olmuştur, dini sistemler mutlak suretle diğerlerini boğmaya çalışmışlardır.Türban belirli bir dünya görüşünün ifadesidir.Bu dünya görüşüyle modern cemiyet yaşayamaz. Bu toplumu kontrol edimesi mümkün olmayan düşüncelerin egemen olduğu bir ortama çekmeye çalışma teşebbüsünün bir parçasıdır. Bu teşebbüs olduğu sürece bunun her tezahürü zararlıdır.Halka bunun anlatılması lazım.Denmelidir ki bakın bu olduğu sürece siz rahat yaşayamazsınız,bu olduğu sürece &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;iyi bir tıp olmaz, iyi bir mühendislik iyi bir çevre olmaz.Gelişmiş toplumlar 18 yy. dan itibararen sorunlarına bilimsel bir açıdan baktıkları için gelişmişlerdir.Bazıları bu adetlerini kaybetmektedir, bugün ABD de olduğu gibi. O yüzden çok dikkatli olmalıyız. Hiçbir taviz verilmemeli,verilen en küçük taviz tık diye yırtar perdeyi. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Toplumda böylesine bir geri gidişin belli bir tarihsel temeli var değil mi ? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Türbanı ve böylesine bir geri gidişi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yaratan en önemli etken eğitim sistemidir. Ben sizin&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yerinizinde olsam, gazeteye “Milli Eğitim Bakanı Derhal İstifa Etmelidir” diye bir manşet atardım.Bu kadar zararlı bir bakan olamaz.Diğer taraftan, bu süreç sadece bu hükümet zamanında değil 1946 dan beri yaşanıyor. Bu sürecin başlamasına ve ileremesine İnönü dahil birçok siyasetçinin katkısı olmuştur.Türk Eğitim Sistemi’ne olumlu yönde çok büyük katkılar sağlayan Hasan Ali Yücel, daha İnönü zamanında kovulmuştur.Yani diyebiliriz ki Tayyip Erdoğan, İnönü’nün başlayan Menderes,Demirel,Özal,Erbakan,Ecevit ile devam eden sürecin doğal bir uzantısıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Türban’ın dinsel bir simgeden öte gerici bir siyasi simge olması bu sorunun püf noktası değil mi? Nitekim Batı ülkelerindeki çoğu üniversitede dinsel simgeler serbest.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;Yalnız Batı da türban serbest derken, birşeye dikkat etmemiz lazım,orada da sorun olmaya başladı. Yalnız türban değil başka siyasi sembollerde sorun olmaya başladı.Mesela ABD de çok büyük bir savaş var. “Ya evrim dersini kaldırın, yada din ile birlikte okutun” diyorlar.Gerçi Amerikan Bilimler Akademisi sert biçim biçimde karşı çıkıyor.Bu sadece ABD veya Türkiye’ye has bir durum değil, bütün dünyaya bilimin karşısında dinin önlememez bir yükleşi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;hakim. &lt;/p&gt;                &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Niçin böyle bir duruma gelindi hocam.Neden bilimin karşında dinin bir yükselişi var? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bu çok ilginç bir soru.II. Dünya Savaşı’ndan sonra bu durum tüm dünyaya hakim oldu, çünkü &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;bilim halktan koptu,bilim o kadar zor bir hale geldi ki. Sokaktaki adam bilimden anlayamaz hale geldi.Sokaktaki adam bakıyor, bir yanda atom bombası patlıyor, diğer yanda biyoloji öyle bir hale geldi ki istediğiniz insanı yaratacak durumda.Bu durum sokaktaki insanın ödünü patlatıyor.Bununla mücadele etmesi mümkün değil.Bilim çok küçük bir elitin eline geçti.Bu küçük elit sokaktaki insanı korkuttuğu gibi,politikacıyı da korkutuyor.Politikacının da bilim adamından ödü patlıyor.Dolayısıyla Amerika’da bir sürü yasaklar ortaya çıkıyor.Mesela “Klonlama yapmayın” diyor, kök hücre çalışmalarını engelliyor.Sürekli sınırlama getirmeye çalışıyor veyahut, bilimsel raporlar çarpıtılıyor. Bu raporlar politikacıların eline gittiği gibi yayınlanmıyor.Bilimden korkuyorlar, ama korkunun ecele faydası yok. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Ama hocam bilim de insanlığa her zaman büyük hiztmetler etmedi. 20. yüzyılda atom bombası olsun diğer silahlar olsun insanlığın ortak mirasının tahribinde büyük bir rol oynadı? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Hayır, efendim. Tam tersi atom bombasını bilim adamı atmadı.Sadece atom bombasının prensiplerini ortaya koydu ve işte size örneği dedi .Onun kullanılma kararını ünivesite tahsili bile olmayan, cahil Truman veriyor.Eğer Truman bilim adamlarını toplayıp bu bombayı atalım mı atlayalım mı diye sorsaydı, inanın ordan bir evet oyu çıkmazdı.Çünkü nasıl bir yıkıma yol açacağını biliyorlar, biliyorlar ki bugün Japon’a yarın bana.Bunun durdurulması mümkün değil.Bilim hiçbirşeyin üzerine değer yargısı koymaz.Bilim sadece bilgiyi genişletir. Bütün bunlar değer yargılarına bağlıdır ve değer yargıları toplumdan, topluma zamandan zamana değişir.Değer yargılarını insanlığa hizmet edecek bir şekilde geliştirme görevi kısmen sosyal bilimcilerin kısmen politikacıların kısmen de halkın elindedir. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Burada etik kavramı ortaya çıkıyor değil mi ? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Bakın Bernard Russell hayatının büyük bölümünü, etiğin bilimsel temelini&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;düşünerek geçirmiş ve sonunda “Hayır olamaz” demiştir.Etik, aksiyomatik bir sistemler grubudur. Varsayımlar yaparsın. O varsayımlara göre bu etikdir bu değildir diye karar verirsin. Fakat etik de kültürden kültüre değişen göreceli bir kavram. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Sosyal Bilimler bu konuda ne düşünüyor? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Sosyal bilimeler büyük bir açmaz içerisinde.O bizim doğa bilimlerine benzemiyor.Sosyal bilimlerin tek bir amacı var.İnsanın hayatını daha rahat yapmak.İnsanı temel alıyor.İnsanı temel alınca kendini temel almış alıyor.Kendini temel alınca,kendi üzerinde deney yapmak zorlaşıyor. İnsanın canını acıtacak herhangi bir uygulama yapamıyorsun. Yaptığın zaman işler karışıyor. Dolayısıyla sosyal bilimlerin bir açmazı var.Mesela: bazı insanların öldürülmesi. Diyorsun ki bak hasta çok büyük bir acı çekiyor. “Beni öldürün” diyor.Diyorlar ki hayır olamaz.Her saniyesi büyük bir işkence olan ömrünü bitirmek isteyen birine hayır olmamaz diyorlar.Diğer yandan sen aynı işkenceyi sağlıklı bir adama yapsan, büyük bir suç oluyor, fakat tabiat bu işkenceyi yaparsa herkes seyrediyor.Şimdi bu doğru mu değil mi? Nereden bileceksin? Diyebilirsin ki: “Her an bir çare bulunabilir ve bu adama kurtulabilir”, fakat ya bulunamazsa? Sonsuza kadar adam bu işkenceyi mi çeksin.Şimdi sosyal bilimlerin böyle bir açmazı var. Bunu her ölçeğe uydurabilirsiniz. İlgisinin odağında kendisi olduğu için, bizim, doğa bilimcilerin,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yaptığını yapamıyor. Ben jeolog olarak bir taşla uğraşırken taşın canı yanmıyor. Bunun insana uygulaması gelince, herkes doğal olarak ayağa kalkıyor. Hitler bir teori ortaya atıyor, sosyal bilimsel bir teori olarak, ve altı milyon insanı fırınlıyor.Stalin, Marksizm’i hakim kılmak için 20 milyon insanı öldürüyor. Sorsan insanı düşündüklerini söylüyorlar, ama insanlık uğruna milyonlarca insanı öldürüyorlar.Yani insanı temel alan sosyal bilimler bir anda insanlığın kıyımına neden olan bir çok teoriyi içinde barındırabiliyor.Burada temel aksiyom olarak hukuk da olduğu gibi &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;“Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” cümlesini alırsak sosyal bilimlerin büyük bir alanını bilimsel bir temele otuttabiliriz.Dolayısıyla sosyal bilimlerin bir karar vermesi lazım,bilimsel olacaklar mı olmayacaklar mı, bilimsel olmaya karar verdiklerinde de bunun bazen acıtacağını bilmeleri lazım. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Türkiye’yi uzun süre yöneten siyasetçilerin çoğu İTÜ mezunu. Sizce, mezunlarımız hayırlı işler yaptılar mı Türkiye adına ? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Bizim mezunlarımız arasında Necmettin Erbakan gibi, Turgut Özal gibi Süleyman Demirel gibi çok zeki çocuklar olduğu halde, genel kültürleri çok zayıf siyasetçiler var. Bunlar çok iyi mühendisler. Siz bugün Demirel ile Özal ile Erbakan ile&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;herhangi bir mühendislik konusunda başa çıkamazsınız.Ben bunu Demirel ile birebir yaşadım. Demirel, beni deprem konusunda bir sorguya çekti.Neredeyse, “Şu işi bıraksanız da bizimle çalışsanız diyecektim” kendisine. “Daha faydalı olur çünkü” dedim .İnanılmaz bir bilgisi var Demirel’in. Kendisine de söyledim “Sizinle aynı okullu olmaktan gurur duydum” diye.Öyle sorular sordu ki bana, bizim jeofizikçilerin aklına gelmez o sorular.&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Peki sorun nerede hocam? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Şimdi sorun şurada: Süleyman Demirel çok iyi bir mühendis ama çok tutucu bir çevrede büyümüş ve uzun sürede bu çevrenin dışına çıkmamış.Kendi büyüdüğü çevrede mesela &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;türban diye bir sorun yok, politikacı olduğunda böyle bir sorun olmaz diye düşünmüş herhalde.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Yani eğitim herşeyi değiştirmiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Tabi aile çok önemli ve ilkokulu,ortaokulu nerede okudun nasıl öğretmenlerin oldu bu çok mühim.Teknik Üniversite’ye eskiden gelen öğrenciler Türkiye’nin en zeki öğrencileri, fakat bu okula alınırken öğrencilerin sadece zeka düzeyine bakılmış.Teknik Üniversite sadece bu yanıyla ilgilenmiş, bu öğrencileri alırken.Sizi kaliteli mühendisler &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;yapacağız denilmiş ve öyle de yapılmış&lt;b style=""&gt;.Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanığı yapmış, İTÜ mezunu&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;Bozkurt Güvenç Hoca &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;anlatıyor. 3. sınıfta MIT’ye gönderilmiş Bozkurt Hoca, ve gider gitmez ders asistanı yapılmış, “O zamanlar bizim Teknik Üniversite’nin 3 senede verdiği eğitimi MIT 4 senede veremiyor” yani diyor.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Peki ne değişti de bugün İTÜ’de verilen eğitim dünyanın en iyi eğitim veren üniversiteleri ile yarışamıyor? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Yine İTÜ mezunu Doğan Kuban Hoca diyor ki: “ Bizi sayılar batırdı” . “Eskiden biz çok küçük bir grup olarak girerdik Teknik Üniversite’ye, şimdi ise Teknik Üniversite’nin &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;yirmibini aşkın öğrencisi var” . Sağlıklı bir şekilde büyüyemedik açıkçası. Bütün üniversiteler &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;çok yüklendi. Bütün liseler çok yüklendi.Bu büyük öğrenci artışına pararel, eğitim kalitesini yükseltemedik. Bugün lise kitaplarının hali içler acısı.Kitaplar yalan yanlış ifadelerle dolu. Yalan bilgilerle dolu ders kitaplarıyla bir lise eğitimi yapılıyor bugün.Ben koskoca rapor yazdım Genelkurmay Başkanlığı’na liselerdeki Biyoloji ve Jeoloji kitapları hakkında.Kitaplar bir rezalet. Herkese söylüyoruz, anlatıyoruz fakat, buna karşı halkın ve medyanın bir reaksiyonu yok. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Niçin tepki gösterilmiyor hocam ? &lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Çünkü kültürümüzde &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;böyle bir sorun yok.&lt;b style=""&gt;Yanlış bir yolla büyütülmüş bir genç, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;üniversiteye&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;geldiğinde bizim yapabileceklerimiz çok kısıtlı oluyor&lt;/b&gt;. Rahmetli dedem derki ki “ Siz okula bakır verirsiniz, parlatır iade eder, fakat bakırı altın yapamaz”.Aile çok önemli yani. Biz çağdaş kültürü tüm topluma yayamadık.Atatürk’ün de yapmak istediği buydu zaten.Fakat daha sonra gelenler&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bu yolda yürümedi ne yazık ki.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Niçin Atatürk’ten sonra gelen siyasetçiler O’nun yolundan yürümedi? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Çünkü yalnız bir adamdı Atatürk. Bozkurt Güvenç Hoca’ya Atatürk’ün Trakya manevraları sırasında çekilmiş&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bir fotografını göstermiştim. Herkes bağdaş kurup kere oturmuş, Atatürk her zamanki gibi çok şık, herkes yere bakıyor fotografta, bir tek Atatürk kafayı kaldırmış, gökyüzüne bakıyor.Tek başına.Bozkurt Hoca’ya fotograf görünce şöyle dedi: “Bu resimde dehanın yalnızlığını görüyorum”. Çevresindeki İnönü dahil,hiçkimse Atatürk’ü anlamıyordu.Rahmetli İhsan Ketin Hoca anlatırdı. “Biz genç insanlar olarak Atatürk’ün yalnızlığını görüyorduk” derdi.Atatürk ile birlikte Almanya’ya gitmişler.Hepimizin aklına şu geldi diyor “Bu millet Atatürk’ün eline olaydı neler yapardı”&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ve ekliyor “Biz hepimiz Türkiye’ye o rüyayla döndük,biz de Türkiye’yi öyle yapacağız diye” .&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Atatürk’ün yalnızlığı Cumhuriyet’i gençliğe emanet etmesinin en önemli nedeniydi değil mi ? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bir tek gençliğe güveniyorum derdi Atatürk.Size bırakıyorum bu memleketi diyordu her zaman. &lt;b style=""&gt;Gençliği yok etmek için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz. Okullarımızı öldürdük, liselerimizi öldürdük, gençlerin birşey öğrenebileceği hiçbiryer kalmadı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Yeni kütüphene binamız geçen günlerde açıldı biliyosunuz.Yeni kütüphane İTÜ’ye ne kazandıracak? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Kütüphane binası bir sembol.İlk defa bizim kütüphaneye önem verdiğimizin kararımız belirlendi.Biz okul olarak karar verdik ki bizim bir kütüphaneye ihtiyacımız var.Bu kütüphane fakültelere bağlı şekilde değil, merkez ktüphane şeklinde olmalıdır.Bir kere Merkez Kütüphanesi’nin başına çok profosyonel bir kütüphaneci getirildi.Bu kişi, çekirdekten yetişme kütüphaneci, bu alanda master yapmış.Buraya getirildi ve tam yetki verildi.Bizim yapacağımız&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;iş kitaplarımızı koyacağımz bir yeri inşa etmekti.Eski rektör Gülsün Sağlamer kafaya taktı, yeni kütüphane binası yapacağız diye, şimdiki rektör Faruk Hoca da bunu büyük bir kararlılıkla sürdürdü, bir sürü mezundan bağış topladılar bunun için. Gerçekten de burada mezunların hakkını vermek lazım.Çok büyük katkıları oldu bu konuda.Siz, bu adamlara İTÜ dediğinizde gözleri yaşayıyor.Bu kadar bağlılar yani okullarına. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Bu ruh şimdi bize yeterince aşılanıyor mu sizce? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Unutmayalım ki bu adamlar okurken okul çok küçüktü.&lt;b style=""&gt;Şimdi &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;yirmibin kişiye İTÜ ruhunu&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;aşılamak imkansız, siz ancak kendi çabanız&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ve merakınız ile bu ruhu kendinize mal&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;edebilirsiniz&lt;/b&gt;.Bu yıllarda İTÜ diplomasının dünya çapında büyük bir değeri vardı.MIT’ye gittiğinizde master yapmış sayılıyordunuz o diplomayla.Şimdi ise akreditasyon adı altında birçok ders kaldırıldı ders programından.Buna Erdoğan Şuhubi gibi Doğan Kuban gibi İTÜ’nün büyük hocaları karşı çıktı.Dediler ki bizim diğer teknik üniversitelerden bir farkımız var. Bizim öğrencimiz çok muazzam bir eleme mekanızması ile seçilir, 4 sene boyunca bilgi ile yüklenir, bu bilgilerde çok iyi kontrol edilir ve mezun olunca mühendis olarak bu bilgileri kullanarak girdiği ortamda hemen lider seviyesine yükselir.Müthiş bir okulduk yani.Bizim bu hale gelmemizde milletçe sorumluyuz,İTÜ dünyada bir ilktir. Napolyon’un kurduğu , kendisine benzer bir kurum olan, Ecole Polytechnique’den&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;22 yıl daha eskidir.Bu okullara girmek hala çok ama çok zor. Bizim böyle bir okulumuz vardı ve onlardan daha eskiydi.Gelin görün ki ne hale getirdik bu okulu. &lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Biz öğrenciler olarak ne yapabiliriz eğitim kalitesini yükseltmek için? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Öğrencilere çok iş düşüyor. Öğrencilerin baskı yapması , eğitim kalitesi istemesi lazım. Yani siz başarısızı okuldan atın demeniz lazım.Bunu hiçbir öğrenci demiyor. Öncelikle kütüphanenin 24 saat açık olmasını isyeceksiniz.&lt;b style=""&gt;Daha&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;sonra size ders veren hocaların araştırmalarını,bir hoca bir ders ilan ettiği zaman bu ders konusunda ne yapmıştır,kaç atıf&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;alımıştır, bunların hepsini görmek istiyoruz demeniz lazım&lt;/b&gt;.Size yardımcı olmayan hocalara istememeniz gerek. Türkiye’de iyi bir okul görmek istiyorsanız ; Harp Okulları’na gidin ve sorun: “Bizim çok kaliteli bir okulumuz vardı, ne hallere geldi.Siz nasıl oluyor da yıllardır bu kadar kaliteli öğrenciler yetiştiriyorsunuz ? ” diye.Çünkü askeriye de hesap verme mekanizması çok iyi çalışıyor.Hata yapan bir hoca veya öğrenci cezasını çekiyor.Biz de ise bir hocanın derste ne yaptığını kimse soramaz. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Türk Modernleşmesi’nde askerin rolü kuşkuşuz çok büyük, fakat toplumun modernleşmesi, askeri modernleşmenin çok gerisinden geldi. Ne oldu da askerler geliştirdikleri bu kültürü bir türlü yayamadı topluma? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Bizim askerimizin Atatürk’ten beri aldığı bir terbiye var. “Politikaya karışmayacaksın”&lt;b style=""&gt; &lt;/b&gt;diye.&lt;b style=""&gt; &lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ben 12 Eylül Darbesi’ni çok iyi hatırlıyorum.80 darbesinden sonra bir olaya da şahit oldum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kandilli Rasathanesi Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlanacaktır” diye bir karar çıktı. Biz Kandilli Rasathanesi’nin Boğaziçi Üniversitesi’ne değil İTÜ’ye bağlanmasının &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;daha mantıklı olduğunu söyledik.Çünkü Boğaziçi’nde yer bilimleri konusunda bir bölüm ve araştırma mevcut değil.Bunun üzerine üst düzey bir askeri yetkiliden bu konuyu konuşmak için randevu talep ettim,fakat bu konunun açılmasını istemedi.Seneler sonra konuştuğum yetkiliye bu konuyu açtığımda bana şöyle dedi: ”Biz o zaman idaredeydik ve anlamadığımız işler konusunda sivil kişilere bazı yetkiler verdik.Benim bu yetkililerin görevlerine karışmam yakışıksız olurdu” .Ben orada anladım ki bizim askerlere bulduğumuz kabahatlerin çoğu sivillerde kaynaklanıyor. Darbe yapan askerlerin suçu, darbe sonrasında yönetimi sivillere bırakması, bu sivil yetkilileri de doğru dürüst insanlardan seçmemeleridir. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;Bu sivil kurumlardan en önemlisi de YÖK &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;sanırım? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Evet, üniversitelerin bu hale gelmesinde Doğramacı YÖK’nün büyük rolü vardır.Yine yıllar sonra Kenan Evren Paşa ile konuşurken bana dedi ki “Biz bu işi niçin yaptık, ülke ne hale geldi” .Ben de dedim ki “Paşam, sizin suçunuz yok, biz iyi niyetle &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;bir iş yaptınız ve iç savaşa doğru sürüklenen bu ülkeyi kurtardınız fakat büyük bir kabahat&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yaptınız, bize yani sivillere çok güvendiniz”&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Suçu sivillerde buluyorsunuz yani. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;          &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Evet, demokrasinin böyle bir zaafı var. İnsanların kolaya kaçma eğiliminde dolayı, yönetimi cahilleştiriyor.Bu sadece Türkiye’de değil tüm dünyada böyle.Dünyanın en köklü demokrasilerini içinde barındıran Fransa’da Sarkozy, Amerika’da Bush gibi cahillerin yönetimde bulunmalarını başka türlü açıklayamazınız.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;İTÜ’nün büyük bir tarihi var kuşkusuz.Bu tarihi yeterince biliyormuyuz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Türkiye’de aklı başında ne kadar mektep varda hepsi İTÜ’den çıkmadır.Bugünkü askeri okulların çoğunun kaynağı da İTÜ’dür.1773’ten bu yana sürekli bir tarihimiz var. Hocalarımız,rektörlerimiz belli.Rektör Odası’na girdiğinizde rektörlerin resmi vardır orada.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Sizin gazetenizde İTÜ tarihini anlatan yazılar yazarak, bu bilinci aşılamanız lazım. Mesela Karl Von Terzai, zemin mekaniğinin kurucusudur ve uzun yıllar İTÜ’de çalışmış ve önemli çalışmalar yapmıştır,bizim hocamızdır yani. Daha sonra ortaya çıkan bir mektupta diyor ki:&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;“Biz Harvard’da milyonlarca dolar harcayarak zemin mekaniği konusunda büyük çalışmalar yaptık, fakat bu çalışmalar İTÜ’de yaptıklarımızın yanında çok küçük kalıyor”.Yani diyor ki biz zemin mekaniğinin temellerini İTÜ’de attık, fakat bunu kimse bilmiyor. Herşeye rağmen Türkiye’de üniversiteye benzeyen tek okul Teknik Üniversite’dir. Bir kere muazzam bir hürriyet veriyor hocalarına, müthiş bir tarihi var, Türkiye Tarihi’nde oynadığı büyük bir rol var. Türkiye bugün yola, köprüye sahipse bu İTÜlüler sayesindedir.Osmanlılar zamanında iki hocamızı cehalete kurban verdik biz, o yüzden İTÜ çağdaşlığın kalesi olmuştur tarih boyunca.&lt;b style=""&gt;İTÜ’nün kuruluş kanunnamesi bile &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;bugünkü YÖK Kanunu’ndan daha iyidir.&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Biraz da kendimizin reklamını yapamıyoruz değil mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Önce öğrencilerinin okulunu, kendilerini &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;tanıması lazım ki sürekli bir tanıtım yapılsın,bunun için de İTÜ tarihini bilmeniz,okumanız lazım. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Şu anda İTÜ en üst dilim öğrencilerin tercihleinde bulunmuyor.Bunu nasıl değerlendiyorsunuz? Ne yapılması gerek? &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Öncelikle İngilizce kotasının kalkması lazım.İyi öğrencilerin Boğaziçi’ne gitmelerinin nedeni İngilizde eğitim ve kampüsün güzelliğidir,fakat Boğaziçi bizim okulla mukayese edilemeyecek kadar kötü bir üniversite. &lt;b style=""&gt;ODTÜ’de verilen ortalama eğitim bizimkinden daha iyi olabilir ama araştırma alanına baktığınızda bizdeki kadar sivrilmiş bilim adamı hiç bir üniversitede yok.Akademi üyeliklerine,ödüllere baktığınız da İTÜ açık ara önde&lt;/b&gt;. Diğer yandan İstanbul’da olmak da bir dezavantaj olmaya başladı, öğrenci böylesine karışık ve pahalı bir şehre gelmek istemiyor, korkuyor buradan. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;                    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;YÖK üyeliğine adaylığınız gündemde&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Benim elimde olan birşey değil bu. Ben aday olmamama rağmen, İTÜ “Celal Şengör olmasın” dediği halde, Üniversiteler Arası Kurul beni&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;aday gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;YÖK üyesi olarak&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ne yapmayı düşünüyorsunuz ?&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;            &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Bugünlerde ciddi bir değişiklik yapmak mümkün değil.Şimdi zaman kavga zamanı.&lt;b style=""&gt;Şimdi YÖK Kanunları’na dokundurtmamak lazım.Dokundurttuğun an iktidar kendi tarafına çeker bu değişiklikleri. YÖK Kanunları’nın tabi ki değişmesi lazım, ama ilk önce bu iktidarın değişmesi lazım.Bu kadar cahil bir topluluğun Türkiye’yi yönetmesine daha fazla izin verilmemeli. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;BURAK AVCI &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;burak.avci@itu.edu.tr&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-7621788261098726227?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/7621788261098726227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=7621788261098726227' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7621788261098726227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/7621788261098726227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2008/03/prof.html' title='PROF. DR. A. M. CELAL ŞENGÖR İLE TARİH, BİLİM VE İTÜ  ÜZERİNE....'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/SIiqAXb7-xI/AAAAAAAAABI/Rw4rCIFnEr8/s72-c/DSC_0078.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-1873900185813978172</id><published>2008-02-15T11:32:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T15:17:34.531-07:00</updated><title type='text'>Türbanlılar ve Türbancılar</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-SkX9uyfxmhU/ThzH-WQQcKI/AAAAAAAAAcc/aPYxGgt4cck/s1600/n529270879_1934092_6853.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 299px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-SkX9uyfxmhU/ThzH-WQQcKI/AAAAAAAAAcc/aPYxGgt4cck/s400/n529270879_1934092_6853.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628593508245860514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/SIirJ090BeI/AAAAAAAAABY/n1pDOYcHUVk/s1600-h/turban1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_k_pXg-WpsEM/SIirJ090BeI/AAAAAAAAABY/n1pDOYcHUVk/s320/turban1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5226615552888538594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;21. yüzyılın başlarında Cumhuriyet Türkiyesi’nin hararetle tartıştığı konuların başında türban geliyor.Türbanın siyasal bir simge olup olmadığı, üniversitelerde uygulanan türban yasağının gerekliliği, tartışmanın önemli başlıkları arasında.Özellikle siyasiler tarafından bilerek istismar edilen ve böylece çözümü daha da imkansız hale getirilen türban;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;çok bilinmeyenli denklem olarak öne sürülüyor ve bu soruna Türkiye’de çoğu kişinin yaptığı gibi tek bir pencereden , gerekli eleştirisel&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ve felsefi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;mekanizmaları işletmeden bakıldığında sorunun çözümünü bir kenara bırakın sorunun analizi bile sağlıklı bir şekilde yapılamıyor.İşte böyle sığ bir ortamda bu probleme siyaset ve sosyoloji bilimlerinin yol göstericiliği ile,bireysel,toplumsal ve küresel parametrelerle diyalektik bir biçimde yaklaşmak yine aynı bilimsellik ile çözüm üretmek en doğru yol olarak karşımıza çıkıyor.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;Çarpık Kentleşme:Tarihsel ve Sosyolojik Süreç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türkiye özellikle 1950’li yıllardan itibaren köylerden kentlere doğru yaşanan kontrolsüz ve çarpık bir göçle büyük bir yara aldı.Bu göçle, köydeki derin ve anlamlı kültüründen kopmuş; fakat sanayileşme ile doğan modern kent kültürüne ayak uyduramamış büyük kitleler oluşturuldu.Kısaca “Gecekondu Olgusu” olarak tarif edilen bu olay, kentlerin arka sokaklarında lumpen bir hayat tarzı süren kitlelerin yanında, hayatlarında dini merkeze alan büyük kesimlerinde oluşmasına da büyük katkı sağladı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Köyden kente göç etmiş, kentlerin modern sosyal ve ekonomik avantajlarından yeterince faydalanamayan bu kesim, yine büyük bir kültür boşluğu içerisinde köyden kente taşıyabildiği ender kültür araçlarından biri olan ve kent kültününde önemli bir yer tutmayan dini bu kültür karmaşası içinde, kültürünün bir parçası olarak ön plana çıkarttı. Diğer yandan dinsel dogmalarla süslü bir eğitim sisteminin &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;de bu süreçte önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;“Dini merkez alarak bir hayat sürme” anlamında kullanılan muhafazarlık, bir anlamda bu kesimlere sunulamayan modern kent kültürüne karşı bir tepkiydi ve köyde yaşanan güzel günlere duyulan bir özlemdi, fakat köydekine benzemiyordu. Şehirlerdeki muhafazakar kesimler yıllar geçtikçe kentte bulunmanın avantajı ile modernleşmeden&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ister istemez nasibini almak zorundaydı. Çarpık kentleşmenin ilk evrelerinde modernleşmeye duyulan tepkinin sonucu olarak ortaya çıkan muhafazakarlık,yıllar&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;sonra bu kesimin hayatındaki yerini yavaş yavaş kaybetmesine rağmen, ağırlığını hala hissettirmeye devam ediyordu.Muhafazar kesim modern kent yaşamına bir bakıma uyum sağlamıştı,fakat bir yandan da feodal kültürün yükünü hala omuzlarında taşıyordu. Bu kesimler modernleşmişti, fakat bu modernleşme çarpık bir modernleşmeydi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;Muhafazakarlık,Siyasal İslam,Kentleşme :Mardin,Kıray ve Kağıtçıbaşı’nın Görüşleri* &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kentlerde oluşan muhafazakar kitlenin siyasette temsil edilmesi veya siyasete alet edilmesi kaçınılmaz bir süreçti. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bu süreci&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;üç bilim insanı: Şerif Mardin, Mübeccel Kıray ve Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın görüşleri eşliğinde yorumlayalım. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Prof. Dr. Şerif Mardin,çağdaşlaşan toplumlarda dinin kaçınılmaz bir şekilde, bireyin toplumla bütünleşme sorunlarını çözen en önemli mekanizma olduğunu ileri sürer ve çağdaşlaşma yönündeki gelişimin, laikliği getirdiği oranda, dini, toplumsal ve bireysel yaşamın dışın ittiğini; böylece de bireyleri bir arada tutan en önemli harçlardan birini yok ettiğini düşünür. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Mardin, Cumhuriyet’in birey ve toplum arasında islam dini aracılığıyla kurulmuş bağları yok ettiğini ve bu nedenle bireylerin devletle bağlarının koptuğunu dile getirir ve tarikat ve cemaatlar aracılığıyla bu bağın tekrar kurulduğunu vurgular. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Mardin’in görüşleri ışığında, Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin halkın büyük kısmına modern ve dinden soyutlanmış bir eğitim,modern sosyal ve ekonomik haklar sunamayarak ,devlet mekanizmasının&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;laikleşme sürecinine rağmen&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;büyük halk kitlelerinin&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bu sürece dahil edilemediği sonucuna varılabilir ve dinin modern sosyalizasyon yöntemlerinin yanında alternatif olarak benimsendiğini savunabiliriz.Sonuç olarak bu tarihsel perspektif içerisinde devlet yöneticilerinin halkın seçtiği gerçeğinden hareketle, siyasal arenada halkın saf dini duygularını kullanan ve bu duygular üzerinden, simgeler yoluyla siyaset yapan bir hareketin oluştuğunu söyleyebiliriz. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Şimdi de ülkemizin bir diğer önemli sosyologu olan Prof. Dr. Mübeccel Kıray’a kulak verelim. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kıray, Siyasal İslam’ın ülke içi dinamikler bakımından bir tampon kurum, bir araform olduğunu ve Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecinde bir dönem toplumu bütünleştirici ve dengede tutucu bir işlevi yerine getirdiğini savunur.Kıray’ın genel olarak değişmeden, özel olarak da ögeler arasındaki değişme hızı farkından doğan uyumsuzluk ve çatışmanın varlığına karşın, toplumsal bütünlüğün ve dengenin sağlanması için ortaya çıkan durumlar olarak tanımladığı araformlar, az gelişmiş ülkelerin değişme dönemlerinde batı toplumlarında görülmeyen bazı yeni kurumlar,çarpık yapılaşmalar olarak olarak ortaya çıkmakta ve toplumsal bütünlüğü yani dengeyi ne yazik ki bu kurumlar sağlamaktadır.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;II. Dünya Savaşı sonrasında, tarım toplumu yada feodal yapı çözülmeye başlayınca, onun yerini Batı’daki gibi sanayi toplumu,kentsel yapı ve demokrasinin otomatik olarak almadığını vurgulayan Kıray, kentleşmenin gecekondulaşmaya, sanayileşmenin montaja, demokrasinin ise çok partili baskı rejimine dönüşmesini “tampon mekanizma” veya “araform” modelinin örnekleri ve aynı zamanda ne geride kalmış ne de ileride gözüken yeni yapının kurumları olarak görür. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türkiye’ deki köylü, topraktan koptuğu zaman , devletin toplumun öteki kesimleriyle bütünleşmesini sağlayan “toprak ağası” nın işlevini yani patronaj mekanizmasını, sendikalar ve sivil toplum örgütleri yeterince gelişmediği için siyasal partilerin aldığını söyleyen Kıray, özellikle 12 Eylül’den sonra siyasal partilerin kapatılınca, bu işlevin tarikatlar,cemaatlar tarafından yerine getirildiğini , yani insanların toplumsal ilişkilerinde siyasal partiler yerine dinsel yapıların ağırlık kazandığını düşünür. Sonuç olarak Kıray, Siyasal İslam’ın güçlenmesini doğrudan doğruya tarikatların siyasal işlev yüklenmesi olayına bağlar. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kıray’ın tezlerinden yararlanarak, Türkiye’de ki çarpık kentleşmenin Siyasal İslam’ın gelişmesini doğrudan etkilediğini ve çarpık kentleşme sonucu büyük kitlelerin çarpık bir modernleşme döngüsü içerisinde kıvrandığını söyleyebiliriz. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ülkemizin değerli bilim insanlarından, Sosyal Psikoloji alanında uluslararası arenada söz sahibi akademisyenlerden Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, 11 Şubat 2007 tarihinde Milliyet Gazetesi’ne verdiği röportajda, asıl sorulması gereken sorunun üniversiteye gelen kızların niçin başını açmadıkları değil, neden başlarını kapattıkları şeklinde olması gerektiğini vurguluyor ve ekliyor "Küçük yaştan beri ahlakın örtünmek olduğu öğretisiyle büyüyen kızların üniversiteye geldiklerinde birden bire başlarını açmalarını beklemek gerçekçi değil.”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kağıtçıbaşı röportajında, örtünmenin, kadının cinsel obje, kapatılması gereken bir varlık olarak görülmesinden kaynaklandığını, kadının erkeklerden korunması gereken bir nesne olarak nitelendirilmesinin açıkça insan haklarına ve kadın erkek eşitliğine aykırı olduğunu&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;söylüyor. Geleneksel başörtüsünde böyle bir algılamanın olmadığını vurgulayan &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Kağıtçıbaşı, &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;başörtüsünden türbana geçişin tabandan değil tepeden geldiğini, ülkemizdeki dindarlık yörüngesinin, dinci politikalarla beslenen partilerin eğitim sistemi ile oynaması ile&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;değiştirildiğini altını çizerek vurguluyor. Toplumsal değişimin radikal bir biçimde kentlerde başlamasının da bu değişiklikte önemli bir rol oynadığını savunan Kağıtçıbaşı, türbanın da dindarlık yörüngesi ile oynanmasının bir sonucu olduğunu, din eksenli eğitim politikaların en çok kızlarımızın dünya görüşlerinde büyük etki bıraktığını söylüyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kağıtçıbaşı’nın görüşlerinden yararlanarak Türkiye’deki eğitim sisteminin siyasal partilerin müdahaleleri ile din eksenli bir biçime getirildiğini, bu müdahalenin düşünen, sorgulayan bireyler yerine dinsel dogmaları düşüncelerinden soyutlayamayan ve bunu yaşam biçimine yansıtan birçok kuşak oluşturduğunu söyleyebilir, bu müdahalenin çarpık kentleşme ile birleşmesiyle Türkiye’nin dindarlık ekseninin değiştirildiğini ve türbanın da bu değişikliğin bir sonucu , aynı zamanda eğitim sisteminin ekseninin kaydıran partilerin bir ürünü olduğunu düşünebiliriz.&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;Türban: Bir Modernleşme Simgesi mi ?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türkiye’deki çarpık kentleşme sonucu oluşmuş kitleler, muhafazakarlık çemberi içinde bulunmakta, fakat bu çember tamamen yıkılmasa bile yer yer delinmektedir.Sözü edilen muhafazakar kesimler, 21. yüzyılın getirdiği büyük modernleşme dalgasına karşı koyamamaktadır. Bu kesimler çağdaşlaşmakta, fakat feodal kültürün baskısını hala üzerlerinden atamamaktadırlar.Bu daha önce de belirtildiği gibi çarpık bir modernleşme&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;modeli, Mübeccel Kıray’ın deyimiyle bir araform mekanizmasıdır. İşte türban böylesine çarpık bir modernleşmenin ortaya çıkardığı bir olgudur. Ne köyde kullanılan başörtüye ne de şehirli kadınların kullandıkları giyim tarzına benzemektedir.Türban olarak nitelendirilen baş örtme yöntemi, erkek egemen feodal kültürün kadınlar üzerinde kurduğu baskının bir göstergesidir,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bu kültüre göre kadın evinde oturur ve çocuğunu büyütür. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Öte yandan yapılan araştırmalar, türbanın türbanın şehirde yaşayan kadınlar için bir sosyalizasyon aracı olduğunu göstermektedir.Evinde oturan kadın, ancak türban takarak sosyal hayata katılabilmekte, eğitim görebilmektedir.Yani muhafazakarlığın çarpık bir simgesi olarak karşımıza çıkan türban, bir yandan erkek egemen feodal kültürden beslenirken, diğer yandan modernleşmenin, sosyal hayata katılmanın bir zorunluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal hayata katılarak modernleşmeden payına düşeni almaya çalışan kadınların, türban takmadan bunu yapabilmesi olanaksız hale gelmektedir. Bir anlamda türban, modernleşmenin bir sonucu değil, onun bir zorunluluğu haline gelmiştir&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Siyasi boyuttan soyutlayarak, türban sorununa bu noktadan bakıldığında, türbanlıların başını açması,modern dünyaya tam olarak entegre olabilmesi ancak çağdaş, laik, eleştirel ve düşünmeye teşvik eden bir eğitim yoluyla olabilir ve böylece türbanlı kızlarımızın kendilerini hapseden bu feodal zihniyeti sorgulaması ve eleştirmesi sağlanabilinilir. Diğer yandan Türkiye’deki eğitim sistemine bakıldığında , ilköğretim ve lise eğitiminin türbanlıların modern dünyaya tam uyumunu sağlamakta başarısız olduğu, dinsel dogmalar eşliğinde sunulan eğitim hizmetinin kızlarımızı erkek egemen feodal kültürün dayatmacılığına hapsettiğini ve kendi kararlarını kendisi veren,çağdaş dünyayı eleştirebilen ve yorumlayabilen bireyler yetiştiremediği açıkça görülmektedir.Böylece Türkiye’deki eğitim sistemi kız vatandaşlarımızı babalarının veya kocalarının kararlarına karşı koyamayacak bir hale getirmiştir. Yani devlet, kızlarımızın bireyselleşme sürecine katkıda bulunmayarak,türbanı kendisi yaratmıştır, kendisi teşvik etmiştir.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kızların türban takmasını adeta teşvik eden bir devletin -siyasal boyuttan soyutlanarak düşünüldüğünde- üniversite kapısına çağdaş bir birey olabilme umuduyla gelen kızları geri çevirme hakkı yoktur, çünkü o türbanlıları kendisi yaratmıştır. İşin kötü yanı Türk Üniversiteleri’nde verilen eğitim de gençlerin özgür,çağdaş bir birey olabilme umutlarına pek bir katkı sağlamamaktadır.Kısacası üniversiteye bin bir umutla gelen genç,mezun olurken umutsuz bir şekilde okulundan ayrılmaktatır. Bu anlamda Türkiye’de üniversitelerde verilen eğitiminde - tek başına- türbanlı kızların modern hayata eksiksiz bir şekilde uyumuna pek bir katkısı olamamaktadır.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;Siyasal Boyut: Türbanlılar ve Türbancılar &lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bundan önceki bölümde Türban Sorunu’na siyasal boyuttan soyutlayarak bakılmıştı,bu bölümde ise bu soruna siyasetin el atmasıyla nasıl içinden çıkılması zor bir duruma doğru sürüklendiğini vurgulanacaktır. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Önceki bölümlerde Türkiye’de Siyasal İslam’ın oluşma sürecini sosyolojik açıdan incelenmiş ve çarpık kentleşme sonucu şehirlerde oluşan , muhafazakar bir hayat tarzı süren kesimlerin varlığının, Siyasal İslam’ın oluşmasında büyük rol oynadığının altı çizilmişti. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Siyasal İslamcılar, muhafazakar kesimin sözcüsü olduklarını vurgulamak, yaptıkları din eksenli siyaseti, kitlelere kolayca anlatabilmek için , bahsettiğimiz insanların saf dini duygularını kullanmış, çarpık modernleşme sürecinin bir sonucu olan türbanı kendi siyasetlerinde bir bayrak haline getirmişlerdir. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İşte türban sorununun düğümlendiği en büyük nokta burasıdır.Türbanın vatandaşların dini duygularının sömürülmesiyle, siyasal bir simge haline getirilmesi, bu süreci yöneten politikacıların baştan beri laik düzeni değiştirme iddiasında bulunması,Türbanın rejim değişikliğine giden yolda bir sembol, bir bayrak işlevi görmesine neden olmuştur. Plansız kentleşme sonucu çarpık&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;modernleşmenin bir sonucu olan türban, siyasetçilerin elinde politik arenaya taşınmış, tek başına sosyolojik bir imge olmaktan çıkarak, politik bir simge haline gelmiştir. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Toplumun yapısını din eksenine doğru kaydırmak isteği ile türban takmayan vatandaşlarımız üzerinde Şerif Mardin’in deyimiyle “Mahalle Baskısı” kuracak olanlar türbanlılar değil, türbancılardır.Türbanı siyasal bir simge olarak görüp,düzeni değiştirmek için bir araç haline getirenler, çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu türbancılardır. Türbanlılar bu sürecin mağdurları ve üzerinden siyaset yapılarak, kullanılan kısmıdır. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yakın tarihte yapılan türban tartışmalarına rahatlıkta görüldüğü gibi; türban konusunda görüş bildiren,meclis çatısı altında yasa teklifi hazırlayanların arasında bırakın türbanlı bir kadını bir başı açık bir kadın bile yoktur. Bu erkek egemen feodal kültürün ikinci sınıf vatandaş olarak gördüğü ve görüşlerine başvurmak yerine türbanlılar adına düşünme niyetinde olan türbancıların, kadınlar üzerinde kurduğu egemenliği en iyi anlatan olaylardan biridir.Çıkarttığı Sosyal Güvenlik Yasası ile fabrikalardaki kreşlere ve doğum iznine kısıtlama getirmesi, hazırladığı anayasa taslağında kadını özürlüler ile birlikte “korunmaya muhtaç bir kesim” olarak görmesi, türbancıların türbanı siyasal bir simgenin yanında, kendilerinin iddia ettiği gibi bir özgürlük sorunu olarak değil, kadın haklarını kısıtlayıcı bir araç olarak gördüğünün en açık belirtileridir. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türkiye’nin yaşadığı çarpık modernleşmenin bir ürünü olan türban,siyasal arenada türbancılar tarafından suistimal edilerek içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Bu süreçte mağdur olan kuşkusuz türbanlılardır.Bu sürecin sorumlusu ise yıllarca çocuklarına dinsel dogmalarla dolu bir eğitim verip, kızlarımızı erkek egemen feodal kültürün etkisinden,bireyselleşme yoluna taşımayıp, üniversite kapılarından içeri almayan devletten çok, türbanı rejim alehtalığının siyasal bir simgesi yapan türbancılardır.Evet, türbanlıları mağdur edenler devletten çok türbancılardır.Çünkü, modern dünyaya tam olarak entegre olabilmek, bireyselleşme yolunda büyük adımlar atabilmek için üniversite kapılarına gelen genç kızları –verdiği eğitimin çağdaşlığına inanan- hiçbir devlet kafasındaki dinsel simgeye bakarak geri çeviremez, bilhassa bu entegrasyonu sağlayabilmek için yoğun çaba harcar.Burada türbanlıların, üniversite kapılarından girememesinin en büyük sorumlusu, türbanı dinsel bir simgeden, siyasal bir simgeye taşıyarak,rejimi tehdit eden siyasal bir hareketin bayrağı haline getiren türbancılardır. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;u&gt;Bitirirken:Türbanlı-Türbancı Ayrımını Yapabilmek&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Türkiye’de din eksenli toplum yaratma amacında olanlar, kadınlarımız üzerinde “mahalle baskısı” kurarak kapanma korkusu salacak olanlar: türbancılardır. Ülkenin büyük bir kutuplaşmaya gittiğinin farkında olup, bu kutuplaşmayı kırmak isteyenler, türbanlılar ile türbancı ayrımını çok iyi yapmalı, bu ayrımın önemini sık sık vurgulamalıdır. Eğer bu yapılmazsa ülkemizin büyük bir kutuplaşmaya ve sonrasında bölünmeye doğru gideceği gayet nettir. Sorunun çözümü ülke siyasetinden türbancıların dışlanması yani türbanlıların türbancıları tasfiyesi ile olacaktır. Ece Temelkuran’ın deyimiyle Türban sorununun politik arenadan soyutlanması,sadece bir sosyolojik olgu haline gelmesi, ancak türbanlı kızların sesinin türbancılardan daha gür çıkması ile gerçekleşecektir... &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;                                                                                                &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;       &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;                                                                                                         &lt;/span&gt;&lt;b style=""&gt;BURAK AVCI&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;                                                                                                      &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:Burak.avci@itu.edu.tr"&gt;burak.avci@itu.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-1873900185813978172?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/1873900185813978172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=1873900185813978172' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/1873900185813978172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/1873900185813978172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2008/02/trbanllar-ve-trbanclar.html' title='Türbanlılar ve Türbancılar'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-SkX9uyfxmhU/ThzH-WQQcKI/AAAAAAAAAcc/aPYxGgt4cck/s72-c/n529270879_1934092_6853.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-2430084931632742361</id><published>2008-02-04T14:18:00.000-08:00</published><updated>2008-02-04T14:19:24.096-08:00</updated><title type='text'>27 MAYIS’IN ANATOMİSİ</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Son günlerde televizyonlarda yayınlanan bir dizi,kamuoyunda 27 Mayıs darbesine karşı bir merak uyandırdı.Bilenler,yaşayanlar bir kez daha o günleri torunlarına,çocuklarına anlatırken,bilmeyenler ise aslında 27 Mayıs’ta ne oldu?Menderes niçin idam edildi?Çıkmaza giren bir demokrasi için darbe gereklimidir? diye sorgulamaya başladı. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;27 Mayıs darbesinin nedenlerini saptamak için Kurtuluş Savaşı’na kadar inmek gerekiyor.1920 yılında açılan meclisle rejimin ayak sesleri duyulmaya başladı, fakat ortada rejim adına somut birşey yoktu.Atatürk hem halk önündeki güvenilirliğini perçinlemek hem de savaş sırasında oluşan ülkü birliğini bozmamak amacıyla bu düşüncesini uzunca bir süre kimseyle paylaşmadı.Atatürk halkın büyük katılımı ile kazanılan Kurtuluş Savaşı’nın zafer kazanmış büyük komutan sıfatıyla halkın gözünde çok büyük ve haklı bir yer edindi.İşte bu güven duygusu,Atatürk’ün beynindeki cumhuriyet düşüncesinin günışığına çıkmasını sağladı.1923 yılında ilan edilen cumhuriyet ile Atatürk önündeki büyük virajlardan birini aştı,fakat halk bilgisizdi.Halkın büyük bölümü cumhuriyeti ve ardından gelen devrim dalgasını Mustafa Kemal’e olan güven duygusundan dolayı sahiplendi.Kurtuluş Savaşı’nda halk ile beraber hareket eden ve zafer kazanan Mustafa Kemal,Cumhuriyeti tek başına ortaya koymuş ve sahip olduğu imajla benimsetmeye çalıştı.Bazı kesimlerin bu devrim dalgasını üstten dayatılan jakoben bir girişim olarak değerlendirilmesine karşın, altyapısı olmayan,eğitimsiz,yönetim kültürü yüzyıllar öncesinde kalmış bir millet için bu bir nimettir ve Atatürk’ün dehasını ve iyi niyetini bir kez daha kanıtlar. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Cumhuriyet sonrası ölümüne kadar devrimlerin altyapısını güçlendirmek için çaba sarf eden Mustafa Kemal’in erken sayılabilecek ölümüyle&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yerine geçen İnönü’nün ne yazık ki halkın gözünde Atatürk’ün ki kadar büyük bir imajı yoktu,bu yüzden İnönü, Atatürk ile hemen hemen aynı ideolojiye sahip olmasına rağmen, Cumhuriyeti ve devrimleri benimsetmek amacıyla nispeten daha sert bir politika izledi,aynı günlerde patlak veren 2. Dünya Savaşı ile Türkiye üzerinde dolaşan kara bulutlar bu baskıyı daha da hissettirdi.Devrimleri Mustafa Kemal sayesinde benimseyen halk,hem O’nun yokluğundan hem de izlenen bu baskıcı politikalar yüzünden&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;devrimlere soğuk bakmaya başladı.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bu süreç içerisinde İsmet İnönü 1946 yılında Demokrat Parti’nin kurulmasıyla,demokrasiyi geliştirmek için diktatörlük gücünü gönüllü olarak kısıtlayan ilk ve tek devlet adamı olarak tarihe geçti.1946 seçimlerinde başarı sağlayamayan DP 1950 yılında yapılan seçimlerde oyların %53 ünü alarak tek başına iktidara geldi.DP’nin böylesine büyük bir oy oranına ulaşması ,tek parti yönetiminden bunalan halkın demokrasinin bir kuralı olarak&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bir diğer seçeneğe doğal olarak kaymasıdır.İlk defa iktidar partisi değiştiren bir demokraside,bu kültürünü benimsetmek,cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak Türkiye için çok büyük bir şanstı ama DP yöneticilerinin tümü CHP kökenliydi ve tek parti döneminde yaşadıklarını,deneyimlerini demokrasi ile yoğurmadan ülkeyi yönettiler.Tek parti döneminin baskıcı tutumunu sürdüren Menderes ve ekibi,karşıt grupların fikirlerine önem vermedi.Böylece demokrasinin en önemli ilkesi olan karşıt görüşlerin yaşama hakkını gözardı edildi.Onlar için tek ölçüt halktı.Zaten hazırlıksız yapılan ve rayına oturmayan devrimlere soğuk bakan halk,Demokrat Parti’nin devrimlerin içini boşaltma eylemine ilham kaynağı oldu.Sonuç olarak demokrasi içinden doğduğu cumhuriyete karşı işler oldu ve çoğunluğun baskısı haline geldi.Özellikle 1955 itibaren&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;basın,üniversite ve bürokrasi üzerindeki baskıların artması ve DP’nin CHP mallarına el koymak için kurduğu Tahkikat Komisyonu’nun çalışmaları darbenin ayak seslerinin duyulmasına yol açtı.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Demokrasiyi yanlış anlayan ve uygulayan DP’ye karşın kendi haklarını,özgürlüklerini savunamayan yada bu haklarının farkında olmayan halk,bu denkleme askerlerin de dahil olmasına neden oldu.Bugün hala tartıştığımız asker korumasındaki demokrasi kavramının temelinde bu yatmaktadır.Gücünü halktan aldığını savunan askerler 27 Mayıs 1960’da yönetime el koydu.Darbeyle birlikte başta Adnan Menderes ve Celal Bayar olmak üzere birçok DP milletvekili tutuklandı.Askerlerin darbe için 3 gerekçesi vardı.DP’nin demokrasiden sapmış olması,kendi yandaşlarını kayırması ve Atatürk devrimlerinden verilen tavizler.İşte bu gerekçelerle yapılan bir darbe eyleminin demokrasiyi yeniden inşa etmek bakımından tek yol olduğu savunanlar olabilir,fakat özellikle yargılama sürecinde yargılama sürecinde tarafsızlık ilkesinin gözardı edilmesi,Menderes ve iki bakanının idam edilmesi,demokrasi adına darbe yapan ordunun niyetinin sorgulanmasına yol açmıştır.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Öte yandan darbe sonrasında kabul edilen 1961 anayasası,kuşkusuz Türkiye Tarihi’nin en demokratik anayasasıdır.Anayasa ile DP sürecinde yokluğu hissedilen yasama ve yürütme üzerindeki yargı denetimini&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;sağlamak için Anayasa Mahkemesi kurulmuş,demokrasinin çoğunluğun diktatörlüğü haline gelmesini önlemek için seçim yasası değiştirilmiş,Devlet Planlama Teşkilatı ile ekonomi yönetimi siyasilerin elinden alınıp,oy kaygısı gütmeyen teknokratların yönetimine verilmiş,Siyasi iktidarın yönlendirme ve baskılarından korumak amacıyla basın yayın organları ve üniversiteler özerk hale getirilmiş ve kişisel haklar ile özgürlüklerin yanı sıra ekonomik,sosyal haklar da geniş bir biçimde tanınmıştır.Böylece Türkiye Cumhuriyeti artık anayasasında da belirtildiği gibi,insan haklarına dayalı,milli,demokratik,laik ve sosyal bir hukuk devleti olma yolunda ilk adımını atmıştır.Buna karşın darbeden sonra yapılan ilk seçimde kendini&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Demokrat Parti’nin mirasçısı olarak nitelendirilen partilerin yaklaşık %60 oranında oy alması,darbeyi halk adına yaptığını söyleyen askerlerin bu söyleminin halk tarafından benimsenmediğinin, özellikle yargı sürecindeki haksızlıklara karşı tepkili olduğunun&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;açık bir göstergesi olarak kabul edilir.Özellikle idamlarla &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;deyim yerindeyse bir kan davasına dönüşen sağ ve sol çatışması ileride darbenin&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;çözüm getirmediğini aksine başka&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;sorunlar yarattığını ortaya koymuştur.Kısacası halkını&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;içerisine alamayan,halkın tepkisinden yoksun olarak gelişmeye çalışan Türk Demokrasisi yıllardır&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bu kısır döngüyü kıramamıştır,kıramamaktadır.&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Artılarıyla eksileriyle 27 Mayıs Yakınçağ Türkiye Tarihi’nin en önemli dönüm noktalarından biri.Menderes’in idamı ve yargılama sürecinde yaşanan haksızlıklarla üzerine gölge düşen 27 Mayıs,sonrasında gelen 1961 Anayasası ile bu gölgeyi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bir nebze olsun&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kaldırabildi ve esas amacına uygun bir eyleme dönüştü.Karizmatik bir liderin ölümüyle kaosa sürüklenen,altyapısı oluşmamış bir halkla&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;demokrasiye geçilmesiyle krize dönüşen, bu demokrasiyle iş başına gelen &lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;siyasetçilerin ülkeyi darbeye götürdüğü,etkileri ve tepkileri ülkeyi başka bir darbeye  &lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;sürükleyen bir süreç 27 Mayıs.Bu süreci doğru anlamak ve yorumlamak demokrasiye inanan,sağduyulu&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;her Türk vatandaşının görevi.Getirdikleriyle,götürdükleriyle...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-2430084931632742361?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/2430084931632742361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=2430084931632742361' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/2430084931632742361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/2430084931632742361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2008/02/27-mayisin-anatomisi.html' title='27 MAYIS’IN ANATOMİSİ'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3233535158372914202.post-6040490261910732508</id><published>2008-02-04T14:11:00.000-08:00</published><updated>2008-02-04T14:12:06.858-08:00</updated><title type='text'>Okul Bahçesi</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;‘İnsan çocukluğunda ne yaşarsa,neyle karşılaşırsa bunlar bütün hayatını etkiler’ derdi annem.Çocuk yaşımla bunu anlayamazdım ama bugünlerde bu söz kulaklarımda çınlıyor.Yaşım çok büyük değil.18 yaşındayım hala,fakat çocukluğumun imgelerini hala beynimde taşıyorum.Daha dünmüş gibi heyacanlanıyorum.Bu yaşta bu nostaljinin fazla olduğunu bile bile hem de. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Küçük bir ilçedeki aile &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;apartmanımızda büyüdüm,fakat sadece dedem ve bizim aile otururdu koca apartmanda..Evimizin karşısında bir okul vardı.Çocukluğumun büyük bölümünü bu okulun bahçesinde geçirdim ben.Daha küçücük bir çocuktum.Ağabeyimle birlikte kapının yanındaki eski,yamalı topu alır,merdivenlerden öyle bir inerdik ki,bütün bina sallanırdı.Kapının hemen yanında dedemin dairesi vardı.Dedem, evinin sundurmasına bir sandalye çeker,sanki birilerini bekliyormuş gibi saatlerce burada otururdu.Kulakları ağır duysa bile, merdivenden iniş sesimizi nasıl oluyorsa duyar,daha bizi görmeden ‘Çocuklar mektep avlusuna mı’ diye sorardı.Bu cümleyi &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;pek anlamasam bile ağabeyime uyup’Evet dede der’, o hızla okul bahçesine koşardım. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Okul bahçesi,tüm mahalle çocuklarının buluşma yeriydi.Koca bahçede gece gündüz top oynanır,misket dikilir,türlü türlü oyunlarda vakit geçirilirdi.Meşhur mahalle maçları küçükken en zevk aldığım oyunlardan biriydi.Aynı mahallede oturduğumuz çingene arkadaşlarımızla mahalle maçı yapardık,kıyasıya maçlardı bunlar.Kalecinin çok önemli olduğunu bile bile ağabeyim beni kaleci yapardı hep.Boyum küçük olduğu için havadan atılan toplar &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;büyük tartışmalar sonucunda genelde gol olarak kabul edilmezdi, bu yüzden çingene&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;arkadaşlarımız &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;bana yerden top atar,ben de dizlerim pahasında tozlu,taşlı zeminde kendimi yerden yere atarak top peşinden koştururdum.Maçtan sonra da görevim bitmiyordu,annemin balkondan terli terli su içme nasihatlarına rağmen,ağzımı musluğa dayayıp kana kana su içerdim hep,kendimi doyurduktan sonraysa musluğun yanındaki şişelerle susuzluktan gebermiş çocuklara su taşırdım.Her iki takımda içiyordu bu sulardan,maç öncesindeki renk ayrımı su faslında sona eriyordu.Maçlar yapıdıktan,sular içildikten sonra bir süre dinlenilir,daha sonra kuka oynanırdı.Topla oynanan bir çeşit saklambaç olan kuka hala enerjileri tükenmemiş çocuklar için,güzel bir alternetifti.Nedense kuka oynanırken ayrı ayrı saklanılmazdı.Hep beraber bulunan yere girilir,birkaç kişi yem amaçlı kolay yerlere saklanırdı.Yemleri gören ebe o tarafa yönelir,uzaklardan gelen kuka sesiyle bir anda irkilirdi.Büyük bir hızla vurulan topun ardından bakakalan ebe,makus kaderini yenene kadar &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;topun peşinden koşar dururdu.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Bahçedeki ağaçları da unutmamak lazım tabii.Okulun çevresine dikilmiş erik,akasya,kayısı ağaçları maç sırasında kale olarak kullanılmanın yanında karnı acıkan çocuklar için de bir vahaydı.Zayıf çocuklar kolaylıkla erik ağaçlarına tırmanıp erik toplarlar,aşağıda bulunan şişman arkadaşlarını kederlendirmemek için ilk önce onlara atarlardı,daha sonra ceplerini erikle doldurup aşağı inerlerdi.Erikler yendikten sonra ağızlardaki ekşi tadı gidermek için akasya ağaçlarına çıkılır,balözü toplanırdı.Akşama karın ağrısı çekileceğini bile bile hep birlikte yenilen eriğin ve balözünün tadı hala damağımda. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Aradan yıllar geçti.Büyüdüm,sepildim.Üniversite çağına geldim.İstanbul’da yaşıyorum&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;şimdi.Evimin yanındaki bahçesiz okulu ve internet kafelerde zaman öldüren çocukları gördükçe kendi kendime bu çocuklar ağaçtan atılan eriğin ekşi tadını,balözünün o yapış yapış kıvamını,kukada topun ardından koşmayı,birlikte aynı şişeden su içmeyi nereden öğrenecekler diye soruyorum.Kendimi bu açıdan çok şanslı hissediyorum.Benim hayatım o bahçede şekillendi.Ben paylaşmayı,sevinci,hüznü orada öğrendim.Orada büyüdüm.Orada insan olmanın tadına vardım.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="text-transform: uppercase;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Geçen gün dedemi ziyaret için büyüdüğüm eve tekrar gittim.Okul bahçesinin yanından geçerken şok oldum.Bizim zamanımızdaki o taşlı,kumlu kahverengi toprak gitmiş,yeri yemyeşil bir örtü sarmıştı.Dedemden öğrendim ki mesleki eğitim merkezi olarak kullanılan okulun bahçesi çocuklara kapatılmış.İşte o zaman anladım o yeşilliğin sırrını.Bahçeye uzun süredir oyun oynanmadığı için bahçenin her tarafı yeşermişti.İçim ürperdi,irkildim,saatlerce ağladım yolda.Çocukluğumun üstü çimle kaplanmıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3233535158372914202-6040490261910732508?l=burakavci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burakavci.blogspot.com/feeds/6040490261910732508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3233535158372914202&amp;postID=6040490261910732508' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6040490261910732508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3233535158372914202/posts/default/6040490261910732508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burakavci.blogspot.com/2008/02/okul-bahesi.html' title='Okul Bahçesi'/><author><name>Burak Avcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11833106414532916994</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-PVtwaRW3hlM/Thy9iZv8t-I/AAAAAAAAAY8/z8Tke5A7Vss/s220/n529270879_2238736_2860349.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
